Blog Son Yayınlar

Tüketici Hukuku
By Av. Mustafa Kemal Batur / 13 Eylül 2017

Kartel Davasında Tüketici Lehine Karar Çıktı

  Ülkemizde faaliyet gösteren çok sayıda bankanın bir araya gelerek faizleri yükselttikleri kartel ve kartelcilik yaptıkları konusunda uzun zamandır çok sayıda çeşitli haberler yapılmaktaydı. Kartelin ne olduğu ve hangi bankaların bu işin içine girdiğini önceki makalemizde detaylıca anlatmıştık. Şimdi ise kartel konusunda son derece önemli bir gelişme yaşandı. Kartel davalarında İstanbul 12. Tüketici Mahkemesi tüketici lehine olan ve son derece detaylı anlattığı bir gerekçeli karar verdi. Kartel olayında alınan ilk mahkeme kararı olması dolayısıyla bu karar emsal niteliktedir. Artık müşterilerin açtıkları davalarda emsal olarak kullanılabilecek bu karar ile davalar hızlanacak ve tüketiciler ödemiş oldukları haksız tutarları geri iade alabileceklerdir, hem de yasal faizi ve masraflarıyla beraber. Av. Mustafa Kemal Batur Batur Bölükbaşı Avukatlık Şirketi Detaylıca anlattığımız Kartel davası ve Hukuki Değerlendirmesi: https://www.batur.av.tr/kartelci-bankalar-ve-hukuki-degerlendirme.html           Ve işte o karar       TÜRK MİLLETİ ADINA   T.C. İSTANBUL
  1. TÜKETİCİ MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR   ESAS NO                                                              : 2016/152 Esas KARAR NO                                                         : 2017/172   HAKİM                                                                 : Fethi Yavuz UYSAL 37089 KATİP                                                                   : Adem Yavuz DUMAN 170116   DAVACI                                                                : VEKİLİ                                                                : DAVALI                                                                : TÜRKİYE VAKIFLAR BANKASI T.A.O -6233294113736392Levent Mah.Hacı Adil Yolu Çayır Çimen Sok.No:2 1.Levent Beşiktaş/ İSTANBUL VEKİLİ                                                                : Av. SÜLEYMAN ÖZKAN - Halaskargazi Cad. No:187K:4 - 5 Şişli İstanbul Şişli/ İSTANBUL DAVA                                                                    : Tüketiciyi Koruma Kanunundan Kaynaklanan (Hizmetin Ayıplı Olmasından Kaynaklanan) DAVA TARİHİ                                                     : 04/11/2016 KARAR TARİHİ                                                : 09/05/2017   Mahkememizde görülmekte bulunan Tüketicinin Açtığı Tüketici Kredisinden Kaynaklanan alacak ve tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili 08/11/2016 tarihli dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı bankanın Cihangir şubesinden 11/03/2011 tarihinde 75.000,00 TL tutarında 60 ay vadeli konut kredisi kullandığını, davalı bankanın da aralarında bulunduğu Türkiye'de faaliyet gösteren 12 bankanın 21/08/2007-22/09/2011 tarihleri arasında mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetleri konusunda anlaşma ve uyumlu eylem içerisinde bulunmak suretiyle 4054 sayılı rekabetin korunması hakkındaki kanunun 4.maddesini ihlal ettiklerini bu ihlal sebebiyle müvekkilinin davalı bankaya fazla ödeme yaptığını, bu nedenle zarara uğradığını, bu zararın tespitini ve ayrıca tespit olunan zararın 3 katını tazminat olarak talep ettiklerini belirterek kredi kullanım tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalıdan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVAYA CEVAP: Davalı vekili 09/01/2017 tarihli cevap dilekçesinde mahkememizin görevli olmadığını, dava konusu olayın ticaret mahkemelerinin görev alanında bulunduğunu, davanın 1 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, bu yönden itirazlarının olduğunu, Rekabet Kurulu tarafından verilen karar hakkında müvekkili olan banka tarafından idari yargıda iptal davası açıldığını, açılan bu davanın Ankara 2. İdari Mahkemesi tarafından 05/12/2014 tarih ve 2014/137 Esas, 2014/139 Karar sayılı kararı ile reddedildiğini, bu kararın temyiz edildiğini, Danıştay 13. Daire Başkanlığının 2015/2974 Esas ve 2015/4612 Karar sayılı ilamı ile temyiz talebinin de reddedildiğini, müvekkili bankanın bu karar yönünden karar düzeltme talebinde bulunduğunu, bu itibarla kararın kesinleşmesi gerektiğini belirterek bu hususun bekletici mesele yapılmasını usuli itirazlar olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili esasa ilişkin olarak da davacının Rekabet Kurulu kararını bu karar 21/11/2011 tarihinde duyurulduğundan bu tarih itibariyle öğrendiğini, açılan davada tazminatın koşullarının oluşmadığını, söz konusu tazminatın hukuka aykırı fiil sebebiyle oluşmuş sayılabileceğini, bu itibarla zarar, hukuka aykırı fiil, illiyet bağı ve kusur yönünden tazminat şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiş, ayrıca delil listesinde sunduğu delillerin toplanmasını istemiştir.   DELİLLER VE DEĞERLENDİRİLMESİ: Dava dilekçesinde bildirilen banka kayıtları ile Rekabet Kurulunun karar örneği dosyaya alınmıştır. (Rekabet Kurulu kararı mahkememizde gösterilmekte olan birden fazla dosya için CD içerisinde orijinal hali ile getirtilmiş ve incelenmiş, mahkememiz kasasına alınmıştır.) Davalı vekili cevap dilekçesinde her ne kadar esasa ilişkin olarak delil ve beyan sunma hakkını saklı tuttuğunu ileri sürmüş ise de, mahkememizde HMK 316-322maddeleri uyarınca basit yargılama usulu uygulanmaktadır. Tensip zaptında da bu husus belirtilmiş olup, taraflara bütün delillerini ibraz edilmesi hususunda ihtarat yapılmıştır. Davacı ve davalı vekillerinin delilleri ve itirazları, itirazlarının mahiyetine göre usuli ve esasa ilişkin olarak aşağıda incelenmiştir.   DAVANIN USUL HÜKÜMLERİ YÖNÜNDEN İNCELENMESİ: Rekabet Kurulu Kararının Dava Şartı Olup Olmadığı Hususunun İncelenmesi; Dava Şartları HMK.114. Maddesinde düzenlenmiş olup tahdidi olarak sayılmakla birlikte maddenin son fıkrasında “Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır” ifadesi ile tahdidi olarak sayılan bu dava şartları dışında diğer kanunlarda da dava şartlarının düzenlenmiş olabileceğine vurgu yapılmıştır. Örneğin TKHK düzenlenen belirli değerin altında kalan uyuşmazlıklar yönünden hakem heyetine başvurmadan Tüketici mahkemesine dava açılamayacağı hükmü, TBKve İİKhükümlerine göre aciz belgesi alınmadan kefile karşı takip yapılamayacağı hükmü,gibi şartlar diğer kanunlarda yer alan dava şartlarıdır. Dava şartlarının en önemli özelliği bu şartlar bulunmadan davanın görülemeyecek olmasıdır. Yine bir kısım dava şartlarının sonradan yerine getirilerek dava şartı sorunu çözümlenebilirken, bir kısım dava şartları yönünden bu mümkün değildir. Bunun dışında ve en önemlisidava şartlarının en önemli özelliklerinden birisi Kanunla düzenlenmiş olmasının gerekmesidir. Zira Rekabetin Korunması Hakkında Kanun' un hiç bir maddesinde bu husus dava şartı olarak düzenlenmemiş Kanun Koyucu bu yönde başkaca bir kanunda da düzenleme yapmamıştır. Aksini kabul Yasama yetkisinin gasbı, kullanılması sonucunu doğurur ki mevcut Anayasa Hükümlerine' de, önceki Anayasa hükümlerine de aykırılık teşkil eder. Rekabet Hukukunun Kararının Bekletici Sorun Yapılması Yönündeki Taleplerin Değerlendirilmesi Gerektiği Yönündeki İddialar ve bağlı olarak görev ve yetki hususu: Rekabet Kurumunun kararının bekletici mesele yapılması yönündeki iddialara gelince; öncelikle bekletici sorun ile ilgili olarak HMK. “Madde 165- (1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.” Şeklinde düzenleme getirmiştir. Bu konuda ilk vurgulanması gereken husus mahkemenin bir konuyu bekletici sorun yapmak zorunluluğu bulunmadığı hususudur. Hatta çoğu kez yargılamanın uzamaması bakımından “taraflardan biri sırf davayı uzatmak için, başka bir mahkemede dava açar ve bu mahkeme kararının bekletici sorun yapılmasını isterse, bu tarz kötü niyetli davranışlara izin verilmeyerek bekletici sorun yapma talebinin kabul edilmemesi yerinde olur. Ayrıca böyle bir kötü niyet olmasa dahi, bekletici sorun yapmak, yargılamada istenen yararı sağlamayacak veya davayı gereksiz yere uzatacaksa, bekletici sorun yapmaktan kaçınılmalıdır.” (Medeni Usul Hukuku-Pekcanıtez,Atalay, Özekes- s.344-346)Yasa gereği zorunlu olarak bekletici sorun yapılması gereken haller (AY m.152, UMK m. 18, m.19, İİK m.68/4) kanunlarda açıkça gösterilmiş olup gerek Rekabetin Korunması Hakkında kanun, gerek TTK ve gerekse Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun maddelerinin hiç bir yerinde Rekabet Kurumu' nun verdiği kurul kararının bekletici sorun yapılması gerektiği yönünde bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Şu halde bekletici sorun yapılması yönündeki taleplerin kabul edilip edilmeyeceği yönündeki karar Mahkememizin takdirindedir. Konu ile ilgili HMK hükümleri ve öğreti de yer alan görüşler incelendiğinde özellikle mahkemeler arasında çelişkili hükümler ortaya çıkmaması yönünden kanunda böyle bir düzenlemeye gidildiği anlaşılmaktadır. (Medeni Usul Hukuku-Pekcanıtez,Atalay, Özekes- s.344-346, İstinaf Sistemine göre yazılmış Medeni Usul Hukuku – Kuru s.477-479) Bekletici sorun yapılmasının bir diğer önemli nedeni verilecek olan bir hükmün veya tespitin görülmekte olan davanın sonucunu doğrudan etkileyecek olması, örneğin açılan davanın konusuz kalması gibi bir durumla karşılaşılma ihtimalidir. (Kamulaştırma bedelinin arttırılması davasında, idare mahkemesinde açılan kamulaştırma işleminin iptali davasının bekletici mesele yapılması) Yine başka bir durum görülmekte olan davanın incelenmesi ve sonuçlandırılması yeni açılacak olan başka bir davada verilecek karara bağlı ise mahkeme, ilgili tarafa süre verir ve bu dava açılınca, açılan bu davayı bekletici sorun yapar. (Senedin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda sahteliğin ispatı için açılan davanın beklenilmesi gibi) Bazı hallerde ise aksine Mahkeme bir diğer mahkemenin kararını bekletici sorun yapamaz. Davanın esasına girilmesi ve incelenmesi gerekir. Esasen kural olarak aynı yargı kolunda yer almasına rağmen örneğin ceza mahkemesinin kararları hukuk mahkemelerini, hukuk mahkemelerinin kararlarının ceza mahkemelerini bağlayıcı değildir. Benzer şekilde idari yargı kararlarını adli yargı mahkemelerini, adli yargı kararları idari yargı mahkemelerini bağlamamaktadır. Mahkeme kararlarının delil niteliği ise delillerin incelenmesi ve değerlendirilmesi noktasında önemlidir. Somut uyuşmazlık yönünden Rekabet Kurulunun kararına karşı idari yargıda açılan iptal davasının bekletici sorun yapılmamasının incelenmesine gelince: Öncelikle rekabet konusu ile ilgili kanuni düzenlemeler ve bu kanunların düzenlenme amaçlarının incelenmesi gerekir. Belirtmek gerekir ki Haksız rekabet ile ilgili temel kanun maddeleri sanıldığının aksine 4054 Sayılı rekabetin korunması hakkında kanunda değil Türk Ticaret Kanununun 54 ile 63 maddelerinde yer almaktadır. Özellikle TTK. 55 hangi fiillerin haksız rekabete ilişkin ticari uygulamalar olacağını, TTK.56 hukuki sorumluluk ve dava açabilecek kişiler ile çeşitli davalar başlığıyla dava örneklerini açıklamıştır. Rekabet Hukuku ile ilgili bir diğer kanun 4054 sayılı Rekabetin KorunmasıHakkında Kanun' dur.Anayasa “Madde 167 - Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemlerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilli veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler. Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir.” şeklindeki düzenlemenin gereği olarak çıkarılan 4054 sayılı kanun 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır.” şeklinde kanunun amacını açıklanmıştır. Ayrıca Anayasa' nın 48. maddesinin de konuyla ilgili olduğunu vurgulamak gerekir. Rekabetin KorunmasıHakkında Kanunun incelenmesinde genel olarak haksız rekabetle ilgili bir kısım tanımlar ile rekabetin korunması konusunda idarenin (Anayasa gereği devletin)görevleri ile bu görevlerin kimler tarafından yerine getirileceği hususlarının düzenlenmiş olduğu görülmektedir. Kanunda gösterilen bu görevlerin devlet tarafından yerine getirilmesine neden ihtiyaç duyulmuştur? Çünkü haksız rekabetin özellikle tüketiciler ve rakip işletmeler tarafından ispatı son derece güçtür, ve Rekabet Kurumu' na verilen yetkiler rakip işletmelere ve tüketicilere verilemez. Ticari sırların varlığı, bizzat rekabet kavramının gereği olarak, haksız rekabet durumunun şahıslar tarafından değil devlet tarafından incelenmesinde çeşitli faydalar vardır. Bununla birlikte rekabetin ihlal edildiği hallerde rekabet kurumu tarafından inceleme yapılmadan başka bir yolla rekabetin ihlal edildiğinin tespiti mümkün müdür sorusuna da olumlu cevap vermek gerekir. Bir tüketici yada rakip firma TTK. Hükümlerine ve davacının sıfatına göre Ticaret Mahkemesine veya Tüketici mahkemesine müracaat etmek suretiyle (rekabet kurumu hiç inceleme yapmamış olsa dahi) rekabetin ihlal edildiğini ve bundan zarar gördüğünü iddia ederek dava açabilir. Rekabetin KorunmasıHakkında Kanun ile ilgili olarak belirtilmesi gereken son husus kanunun genel olarak idareye sorumluluklar yüklemekle birlikte özellikle 56-59 maddelerinde rekabetin sınırlanmasının özel hukuk alanındaki sonuçları konusunda da düzenleme içerdiği hususudur. Zira bir konunun hem adli yargı yönünden hemde idari yargı yönünden aynı kanunla düzenlemeler içermesi mümkündür. Rekabet hukuku ile ilgili olarak diğer bir kanuni düzenleme yeni Türk Ticaret Kanunu ve4054 sayılı Rekabetin KorunmasıHakkında Kanun' dan sonra yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin korunması hakkında kanun (Öncesinde ise 4077 sayılı kanun) hükümleridir. Kanunun bütün olarak tüketiciyi koruması ve özellikle haksız ticari uygulamalar başlığını taşıyan 62. maddesi dikkate alındığında haksız rekabetten doğrudan etkilenecek kişilerin aslında tüketiciler olduğu açıktır. Ayrıca TTK. 56/2 maddesi haksız rekabet davasını tüketicilerin de açabileceğini açıkça belirtmiştir. Ayrıca rekabet uygulamalarından en çok yararlanan kesimin tüketiciler olduğu konusunda da tereddüt yoktur. Bütün rekabet hukuku ile ilgili öğretideki kaynaklarda rekabet hukukunun sosyal bakımdan incelenmesinde, rekabet yasalarının asıl işlevlerinin tüketicileri korumak olduğu hususuna işaret edilmiştir. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun' un 83. maddesi Madde 83 – (1) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde genel hükümler uygulanır.(2)Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez. Bu madde mahkememizin görev ve yetkisine yapılan itirazlar yönünden açıklayıcı nitelikte bulunduğundan özellikle belirtilmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalara ilave olarak; mahkemeler ile rekabet kurumu arasındaki ilişkinin kanuni düzenlemeye bağlanması gerektiği yönünde öğretide görüşler bulunduğunu belirtmek gerekir. Öte yandan Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu' nun Y.D.itiraz no 1999/113 sayılı kararına göre “eğer bir anlaşma veya uygulama ile ilgili olarak mahkeme bir karar vermişse Kurul bu karara uymak zorundadır. Eğer mahkeme henüz karar vermemişse, dava derdest ise “idarece ayrıca bir inceleme yapılmasına ve tedbir kararı verilmesine olanak bulunmamakta olup, aksi düşünce yargı kararının uygulama olanağının, niteliğinin, varlığının ortadan kaldırılması sonucunu doğurur” şeklinde olup rekabet kurulunun yargı kararı ile bağlı olduğuna vurgu yapılmıştır. Yüksek Yargıtay 11. ve 19. Hukuk dairelerinin Rekabet Kurumuna başvuru yapılması gerektiği, veya başvuru yapılmış ise bu kararın kesinleşmesinin bekletici sorun yapılması gerektiği yönündeki kararları mahkememizce benimsenmemiştir. Aksine kabul TTK. nun yukarıda belirtilen maddelerinin yok hükmünde olduğu anlamına gelir. Oysa ki gerek yeni TTK gerekse 6502 sayılı TKHK 4054 Sayılı RKHK dan sonra yürürlüğe girmiş olup haksız rekabeti yeni haliyle düzenlemişlerdir. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere RKHK (özel hukuka ilişkin hükümler içermekle birlikte) daha ziyade rekabetin korunması konusunda idarenin görevlerini açıklamaktadır.Ayrıca belirtmek gerekir kiYüksek Yargıtay 11. ve 19. Hukuk Dairelerinin anılan görüşleri ile ilgili içtihatlar eski tarihli içtihatlardır.(1999-2005) Ayrıca haksız rekabetin tespiti yönünden adli yargı da bir tespit davası açılması ve mahkemece konu incelenerek rekabetin ihlali yönünde bir karar verilmesi halinde, kararı veren mahkeme tarafından idari yaptırımların uygulanması bakımından Rekabet Kurumu Başkanlığına bilgi dahi verilmelidir. Yukarıda açıklanan kanuni düzenlemeler dikkate alındığında açılan davada RekabetKurulunun kararına karşı idari yargıda açılan iptal davası mahkememizce tüketicilerin mağduriyetleri de dikkate alınarak ve gecikmiş adalet, adalet değildir düsturundan hareketlebekletici sorun yapılmamıştır. Davalı vekilinin zamanaşımı define ilişkin savunması da mahkememizce kabul edilmemiştir.Davalı bankanın diğer bankalar ile ortak olarak gerçekleştirdiği anlaşmalar haksız fiil olarakkabul edilirse, TBK 120. maddesi uyarınca zamanaşımı süresi on yıldır. Taraflar arasındaki sözleşme dikkate alınırsa da, sözleşmeler yönünden uygulanması gereken TBK 146. maddesi uyarınca zamanaşımı süresi yine on yıldır. Davanın açıldığı tarih itibariyle her halde zamanaşımı süresi dolmamıştır. Davacının hak düşürücü süreyi geçirdiği yönündeki iddialara ilişkin olarak, bu sürenin başlangıcının davacının dava hakkını öğrendiği tarihte başlayacak olması ve bu öğrenme tarihi konusunda davalı tarafından bu konuda bir delil dosyaya sunulmamış olması dikkate alınarak reddine karar verilmiştir. Cevap dilekçesinde Rekabet Kurumu' nun kararının kamuoyunda konuşulduğu, kararın da Kurumun sitesinde yayınlandığı belirtilmiş ise de bu yayınların tebliğat yerine geçmeyeceği, davacının da gerek medyayı gerekse kurumun internet sayfasını takip zorunluluğu bulunmadığı açıktır. Medya yolu ile tebligathukukumuzda mümkün ise de bu hususun ilan metninde açıkça belirtilmesi gerekir. (MSB asker alımlarına ilişkin ilanları, YSK' nun seçim öncesi yaptığı ilanlar bu türden tebliğ yerine geçen ilanlara örnektir.) Ayrıca yasada medya yolu ile tebligata da izin verilmelidir. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun' da bu tür tebligata izin veren bir hüküm bulunmadığı gibi, bu yönde ayrı bir düzenlemede bulunmamaktadır. Bu nedenle zamanaşımı definin de reddi gerekmiştir. Sonuç olarak davalı tarafın görev, yetki, dava şartları, bekletici mesele, zamanaşımı,hak düşürücü sürelerin geçtiği yönündeki itirazları mahkememizce kabul görmemiş, davanın esasının incelenmesine geçilmiştir. DAVANIN ESASININ İNCELENMESİ: Mahkememize açılan dava; davacı ile davalı banka arasında imzalanan kredi sözleşmesinde, davalı bankanın piyasaya hakim diğer bankalar ile uyumlu eylem içerisinde bulunarak rekabeti bozucu anlaşmalar yapması neticesinde, normal piyasa koşullarında davacıdan tahsil edeceği faiz miktarından fazla haksız faiz tahsil etmesinin sonucu almış olduğu fazla faizin iadesine, uğradığı zararların tazminine ilişkin alacak davası ile, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 58. maddesine dayalı tazminat talebidir. Mahkememizce Rekabet Kurumu Kararı, davalı banka ile davacı arasında yapılmış olan kredi sözleşmesi getirtilmiş, dosya hesap işlemleri yönünden bilirkişiye verilerek faiz farkının tespiti yönünden bilirkişi raporu alınmıştır. Davacı vekili maddi vakıa olarak Rekabet Kurumu' nun 2011-4-91 sayılı 08/03/2013 tarihli kararı ile taraflar arasındaki sözleşmeyi delil göstererek davada bu delillere dayanmış, bilirkişi incelemesi ve diğer yasal delillerin de toplanmasını talep etmiştir. Talep edilmediğinden Mahkememizce başkaca delil araştırılması cihetine gidilmemiştir. Davalı Vekili de davacının bildirdiği delillerin yanı sıra, davalı bankanın defter ve kayıtları ile TCMB' nın bir kısım verileri ile Türkiye Bankalar Birliğinin bir kısım verilerinin toplanmasını talep etmiş, emsal karar örneği sunmuştur. Bu veriler getirtilmemiştir. Bu verilerin istenilmemesinin sebebi delil olarak incelenen Rekabet Kurulu kararı ile ilgili yapılan değerlendirmelerde açıklanacaktır. Davacı talepleri ve deliller ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Öncelikle tarafların ortak dayandıkları delil olan Rekabet Kurumu Kararı incelenecektir. Mahkememizce Rekabet Kurumu' nun kararının bekletici mesele olarak kabul edilmemesinin gerekçeleri yukarıda açıklanmıştı. Ancak Rekabet Kurulunun bu kararda yer alan maddi bulguları ve bulgulara dayalı değerlendirmelerinin kıymeti göz ardı edilemez. Öncelikle şu hususun tespitinde yarar vardır. Nasıl ki bir trafik kazasında maddi vaka trafik kazasının kendisidir ve kazanın, özel hukuku, ceza hukukunu ilgilendiren sonuçları, idari yaptırımlar öngören sonuçları vardır. Somut dosyada da Rekabet Kurulu' nun maddi vakalara ilişkin tespitleri önemlidir ve delil olarak mahkememizce kabul edilmiştir. Rekabet Kurulu' nun maddi vakıalara ilişkin tespitleri ve neticeleri: Rekabet Kurulu kararında öncelikle incelenen konu belirlenmiş, bankaların nitelikleri, büyüklükleri vs. konular irdelenmiştir. Mahkememizce Kurul Kararı' nın 1-3, 13-20, 29, 33-36, 54-59 paragraflara özellikle mahkememizin görevi yönünden değerlendirilmiş ve dikkate alınmış, mahkememizce kararın dayandığı delillerin bulunduğu paragraflar özellikle incelenmiştir. Kurul kararının 54 ile 59 paragraflarında ilgili ürün pazarının tanımı yapılmıştır. 61 ile 101. paragraflarda Yapılan Tespitler ve Elde Edilen Bilgi ve Belgeler başlığı altında uyumlu eylemlere ilişkin somut bulgular vakalar açıklanmıştır. Bu paragraflarda, banka genel müdürleri arasındaki kahvaltılı toplantı, bankaların iç yazışmaların da yer alan centilmenlik anlaşması olarak nitelendirilen anlaşmaya ilişkin açıklamalar, banka çalışanlarının anlaşma çerçevesinde hareket etme çabaları, ticari sır olarak rakip firmalara verilmemesi beklenilen uygulamaların öncelikle anlaşmanın diğer tarafına duyurulması, ortak hareket sağlayabilmek adına banka yöneticilerinin birbirlerini aramaları anlatılmıştır. Raporun bu bölümünde yer alan “Dün (…..) ile bir vesile ile beraberken yakın bir zamanda bir araya gelmemizde yarar olduğunu düşündük. Özellikle artan maliyet baskısı, düzenleyici kurumların bazı işkollarımıza bakışı ve küresel gelişmelerin çok da ümit verici gelişmediği bir ortamda dördümüzün bazı konuları bir sohbet ortamında konuşmamızın yararlı olacağını düşündük.… 3 Temmuz perşembe (alternatif 1 Temmuz salı) 7.30-9.00 programınıza uygun mudur?...” şeklinde ilk anlaşma görüşmelerine başlanıldığı, “YTL Mevduat fiyatlaması ile ilgili kısa bilgi vermek istiyorum. Dün Garanti Bankası bizi arayarak aylık vadede %20 faiz için centilmenlik anlaşması teklifinde bulunmuştu. Bugün aylık vadede, özellikle sorun yaşanabilecek büyük montanlı işlem olmamasının verdiği avantaj ile, bu faiz oranının üzerinde faizi ykb olarak telaffuz etmedik. Ancak sabah itibariyle Akbank’tan bu vadede % 20,60 faizi duyduk. Geçiş günü olması sebebiyle, iletişimdeki aksama olmuş olabilir. Bugün (…..) Bey aracılığı ile iletilen konuya istinaden, genel müdürler düzeyinde anlaşma olduğunun teyit edilmesinin ardından, p.tesi gününden itibaren, faiz oranı olarak bu limite sadık kalmaya devam edeceğiz. ...Bu nedenle haftanın ilk 3 işgünü içinde Akbank ile Garanti Bankası’nın bu anlaşmaya uymasını beklemekle beraber, İş Bankası ile kamu bankalarının bu anlaşma dahil olup olmadığına göre, bu mevduatları diğer bankalara ödeme ihtimalimizin olduğunu düşünüyorum. Faizlerin düşürülmesi hepimiz açısından son derece önemli bir konu olmakla beraber, likidite rasyosu nedeniyle de kaybedilen mevduatların en az yarısının son iki günde telafi edilmesi gerekeceği kanısındayım.Rakamlarla ifade etmem gerekirse, bu sabah itibariyle likidite yeterliliği açısından (…..) ytl lik bir marjımız bulunmakta. Diğer yandan ise ilk 3 gündeki “(…..) YTL üzeri miktarlı olan” (…..) adet mevduat işleminin tutarı ise (…..) YTL’dir. Bu nedenledir ki, haftanın sonuna doğru gelişmelere göre Ykb özelinde strateji belirlenmesi açısından yönlendirmelerinize ihtiyaç duyacağız.” şeklindeki yazışmalardan bu anlaşmanın uygulamaya konulduğu, “(…) Diğer yandan …’in (…..) TL düzeyindeki dönüşü ile, özellikle kamu bankalarından oran alanmüşterimiz …’ın (…..) TL tutarındaki dönüşü bizim açımızdan kritik olacaktır. Bu işlemleri hafta başında gerekirse çıkarabiliyor olmakla beraber, haftasonunda çıkan mevduatların yerine Likidite Yeterlilik Rasyosu nedeniyle yeni işlem almak durumunda kalabileceğimiz ihtimali söz konusudur. Bu nedenle haftanın ilk 3 işgünü içinde Akbank ile Garanti Bankası’nın bu anlaşmaya uymasını beklemekle beraber, İş Bankası ile kamu bankalarının bu anlaşma dahilinde olup olmadığına göre, bumevduatları diğer bankalara ödeme ihtimalimizin olduğunu düşünüyorum. Faizlerin düşürülmesi hepimiz açısından son derece önemli bir konu olmakla beraber, likidite rasyosu nedeniyle de kaybedilen mevduatların en az yarısının son iki günde telafi edilmesi gerekeceği kanısındayım.(…)” şeklindeki yazışmalarla anlaşmanın genişletilmeye çalışıldığı “Merhabalar, Kamu bankaları ve iş bankası da dahilmiş” şeklindeki cevapla özellikle iş bankası ve kamu bankalarının da anlaşmaya dahil olduğunun belirlendiği görülmüştür. Rekabet kurulunun kararının 75 ile 79. paragraflarında yer alan aşağıdaki ifadelerden “Gecikmeye giren müşterilerden Nisan 2009 itibariyle, “SMS ile yaptığımız gönderiler ve/veya telefon ile yaptığımız aramalar” için aylık 1 TL Gecikme Bildirim Ücreti tahsil etmeye başlamıştık. Şu anda gecikme bildirim ücreti ile her ay ortalama olarak (…..) TL gelir elde etmekteyiz. Rakip bankaların, ilave gelir elde etmek amacıyla gecikme bildirim ücretlerini arttırdığını görüyoruz.(Rekabetteki ücretler ekteki tabloda yer almaktadır.) Bu kapsamda biz de Haziran ayında duyurup Ağustos ayında Gecikme Bildirim Ücretini 2 TL’ye arttırmayı öneriyoruz. İlgili güncelleme ile birlikte2010’da (…..) TL tutarında ilave gelir elde edebileceğiz.”, “tarafından 10.06.2010 tarihinde gönderilen cevapta, “Arttırılması konusunda mutabıkım ama TL 1'dan TL 2'ya çıkmak 100% zam anlamına geliyor. 1.5 tl veya 1.25 TL daha makul değilmi.” ifadeleri yer almaktadır.”, “Aldığımız insider bilgi ile Akbank'ın da gecikme ücretini 2 TL'ye çıkarmayı planladığını öğrendik. İş Bankası'nın 2 TL ücret tahsil etmesi, Akbank'ın ücret arttırma planı yapması vemüşterilerin bu konuda 'price sensitive' olmaması nedenleriyle 2 TL'yi önermiştik. (Gecikme bildirimücreti nedeniyle ayda ortalama olarak 2 adet şikayet almaktayız.)Alternatif olarak, gecikme bildirim ücretini 1.5 TL'ye arttırmayı ve 6 ay sonra müşterilerden gelenbildirimlere ve rekabetin durumuna göre tekrar değerlendirme yapmayı öneriyoruz. 1.5 TL ücret ile2010 yılında (…..) TL tutarında ek gelir elde edeceğiz.” anlaşmaya dahil olan bankaların sms ücretleri konusunda dahi uyumlu hareket içinde oldukları anlaşılmaktadır. “Telefonda önerdiğiniz gibi, yarın sabah itibarıyla geçerli olmak üzere, tüm vade ve yetki seviyelerinde oranlarımızı TL’de 20 bps, YP’de ise 10 bps düşecek şekilde oran tablomuzu güncelledik. Bu durumda iş kolu yetkisindeki aylık oranlarımız....Bu arada, Ak, YKB, Garanti, İş, Finans, ING ve TEB’den, yarın itibarıyla oran değişikliği planlayıp planlamadıklarını sorguladık. Garanti/ING/Finans/TEB değişiklik yapmayı düşünüyor. ING yarın düşüş yapacak; Garanti/Finans/TEB ise oranlarını Pzt değiştirmeyi planlıyormuş. Faizle ilgili sadece TEB net bilgi iletti; TL’de %9,60 fiyatlayacaklarmış. Bu kapsamda, Satış’ın görüşünü de göz önünde bulundurarak, YP’de faiz değişikliği yapılmaması konusunda son görüşünüzü alabilir miyiz?” şeklindeki ifadeler varılan anlaşmaların uygulamalara da yansıdığını göstermektedir. Bu bölümde yer alan maddi vakıalara ilişkin tespitlere ilişkin örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak yukarıdaki ifadeler dahi anlaşmanın varlığını ve uygulandığını kabule yeterli görülmüştür. Kurul kararının 106,107,108 paraglafları incelenmiş 112. paragrafındaki tablo özellikle dikkat çekici bulunmuştur. 115,116, 119,120, paragraflarında faiz oranlarının ihlale katılan bankalar arasında önceden görüşülmesine ilişkin tespitler yer almıştır. 122,127,130,134 görülmüş 135 paragrafda,yapılan centilmenlik anlaşması denilen anlaşmaya vurgu yapılmıştır. 137 paragrafda ticari krediler yönünden yapılan sözleşmeler, 151. paragrafda kamu bankalarının rekabeti bozucu anlaşmayakatılım süreci açıklanmıştır. Rapordan anlaşıldığı üzere öncelikle beş büyük banka yöneticisi bir araya gelmiş, ortak hareket etmek yönünde karar almışlardır. Daha sonra bu toplantılara diğer yedi banka katılmış olup üçü kamu bankasıdır. Banka yöneticilerinin görüşmeleri, daha alt seviyede devam etmiş ve toplantılardan sonra bankalar birbirleriyle uyumlu olarak faiz oranlarını belirlemiş ve benzer uygulamalarda bulunmuşlardır. Hatta tüketici banka mudilerine gönderilen sms mesaj ücretlerinden dahi fayda sağlanmak amacıyla, bu ücretlerin tespiti konusunda ortak karar gereği, ücretlerin yükseltilmesi şeklinde uygulamalar yapılmıştır. 159,160, 166-187 paragraflar arasında kullandırılan krediler ile ilgili detaylı açıklamalar ile uyumlu eylemlerin uygulandığı kredi türleri tablolarla ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Keza raporun sonraki bölümlerinde uyumlu eylemlerin neticelerinden faiz oranlarına yansımalarından ayrıntılı olarak söz edilmektedir. 248 ve devamı paragraflarında kamu bankalarının rekabet ihlali yönünden değerlendirilmeleri ile özellikle AB hukuku yönünden uygulamaları irdelenmiş, kamu bankaları aleyhine rekabet ihlali yönünden karar verilip verilemeyeceği hususlarında açıklamalar yapılmıştır.282paragraf ve sonrasında beş bankanın sürece dahil olmaları incelenmiştir.300. paragrafdan sonra bankaların savunmaları incelenmiş 649. paragrafdan sonra ise idari para cezalarının uygulanması ve karar belirtilmiştir. Davalı banka ve rekabeti ihlal eden diğer bankaların ekonomik büyüklükleri, piyasaya olan hakimiyetleri kurul kararında ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Keza yine kararda davalı vekili tarafından istenilen veriler toplanmış ve değerlendirilmiştir. Esasen bütün bankaların ve hatta mal veya hizmet sunan, kar amaçlı ticari şirketlerin toplanması talep edilen bu veriler ışığında hareket ettikleri açıktır. Piyasa şartlarına göre, enflasyon, dövizdeki hareketler, ekonomik krizler dikkate alınarak faizler belirlenmekte olup, bankaların ekonominin gereği olarak belirlediği faiz oranlarına, ücret kararlarına müdahale edilmez, edilemez. Ancak açılan davada söz konusu olan, ekonominin gereklerine göre yapılan anlaşmalar, uygulamalar değil, piyasaya hakim bankaların bir araya gelerek rekabeti bozucu anlaşmaları, kartel seviyesine ulaşmasa dahi uyumlu eylemleridir. Bu nedenle davalı vekillerinin dünya piyasalarının, merkez bankası verilerinin getirtilmesi yönündeki talepleri dikkate alınmamıştır. Esasen Rekabetin Korunması Hakkında Kanun' un 3. maddesinde “Hakim Durum: Belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücünü” ifade eder şeklinde tanımı yapılan ve piyasanın %92 sine hakim olan anlaşmaya dahil bankaların, ekonomik verileri de doğrudan doğruya etkiledikleri ve değiştirecek büyüklükte oldukları izahtan varestedir. Davalı banka ve diğer bankaların, rekabeti bozucu eylemleri, centilmenlik anlaşması yapmış olmaları, ve bu durumu uzun bir süreçte sürdürdükleri dikkate alındığında, eylemlerini münferit, sadece belirli bankacılık işlemlerine hasrederek gerçekleştirmiş olmaları veya bütün bankacılık işlemlerinde uygulayıp uygulamamaları önemli değildir. Zira aslolan rekabetin hiç bir şekilde bozulmaması gereğidir. Rekabet bozulduktan sonra bunun sadece belirli ürünlere ilişkin olup olmaması değil,önemli olan güven kurumu olan bankalara olan güvenin zedelenmesi sorunudur. Zira bankalar, beş ortaklı anonim şirketler olmayıp özel izinle kurulan şirketlerdir. Kanun koyucu bankacılık ile ilgili faaliyetleri düzenlerken, tefeciliği suç saymış ve bankalarında buna bağlı olarak dürüstlük içerisinde davranmalarını istemiştir. Bir bankanın belirli bankacılık işlemleri yönünden anlaşmaya uyup uymaması, veya bir kısım müşterileri yönünden anlaşmaya sadık kalarak fazla faiz tahsil ederken, bir kısım müşterilerine imkanlar tanıması faiz oranlarını krediler yönünden düşük, vadeli hesaplar yönünden yüksek tutması sadece zararın varlığını belirlemek, miktarını tespit etmek noktalarında önemlidir. Rekabet Kurumu Başkanlığının elindeki yasal imkanlar çerçevesinde bulduğu delillerin bankaların kendi iç yazışmalar ile bu yazışmalar sonrasında yaptıkları uygulamalara ilişkin olduğu görülmektedir. Rekabet Kurumunun kararında maddi vakıalara ilişkin yapılan tespitler ve değerlendirmeler rekabetin ihlal edildiği konusunda yeterli bulunmuştur. Esasen davalı tarafça da bu maddi vakıalar inkar edilmiş değildir. Bankaların bir araya gelerek rekabeti bozucu anlaşmayı yaptıkları bu şekilde haksız fiil olan eylemi gerçekleştirdikleri, davalı bankanın bu anlaşmaya uyarak davacıya normalde uygulayabileceği faiz oranından daha fazla faiz uygulayarak, eylemi somutlaştırdığı sabittir. Davalının bu eylemi neticesinde davacı normalde ödeyeceğinden daha fazla faiz ödemiştir. Davacının zararı bilirkişi raporu ile sabit olmuştur. Davalı banka rekabeti bozucu anlaşmaya uyarak fazla faiz talep etmese idi, davacı da bu zarara uğramayacaktı. Yapılan uygulama ile oluşan zarar arasında illiyet bağı olduğu açıktır. Davacı tarafından, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun' un 58. maddesine dayanılarak istenilen tazminat, haksız fiil tazminatı olmayıp İİK. Düzenlenen icra inkar tazminatı gibi kendisine özgü (Sui generis) özel bir tazminat türüdür. Bu nedenle davalı vekilinin haksız fiil tazminatına ilişkin olarak yapmış olduğu savunmalar somut dosya yönünden Mahkememizce dikkate alınmamıştır. Rekabetin korunması hakkında kanunun 58 maddesine göre bu tazminata hükmedilmesinin şartları ise Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması veya hakim durumun (RKHK 3 maddesine göre Hakim Durum: Belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücünü ifade eder) kötüye kullanılması, bu anlaşma sonucu tüketici yönünden zarar oluşmasıdır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun “Madde 4 - Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan Teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır. Bu haller, özellikle şunlardır:
  1. a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi.
Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder. Ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.” (Somut olayla ilgisi bulunmayan bentler aktarılmamıştır) şeklindeki düzenlemesiyle uyumlu eylemin tanımını yapmış tahdidi olmayacak şekilde bir kısım eylemlerin, doğrudan uyumlu eylem sayılacağını belirtmiştir. Maddenin son iki fıkrasında bir anlaşmanın ispatlanamadığı durumlardan söz edilmekte olup, somut dosya da anlaşmanın varlığı sabittir. Rekabetin korunması hakkında kanunun 59. maddesine göre “Zarar görenlerin, bir anlaşmanın varlığı ya da piyasada rekabetin bozulduğu izlenimi veren, özellikle piyasaların fiilen paylaşılması, uzun sayılacak bir süre piyasa fiyatında gözlenen kararlılık, fiyatın piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerce birbirine yakın aralıklarla artırıldığı gibi kanıtları yargı organlarına sunmaları halinde, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde bulunmadıklarını ispatlama yükü davalılara geçer. Rekabeti sınırlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaların varlığı her türlü delille ispatlanabilir”şeklindeki kanun maddeleri rekabetin bozulduğunun kabulü için somut anlaşma olmadan dahi uyumlu eylemlerin varlığını yeterli saymış, bu durumun her türlü delil ile de ispatlanabileceğini belirtmiştir. 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu' nun 3. maddesine göre “Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.”hükmü gereği Rekabet hukuku konusunda uzman görüşü alınmasına gerek görülmemiştir. Rekabet kurulunun kararı ticari ve ekonomik açılardan yeterli bulunduğundan bu konularda da bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek duyulmamıştır. Rekabet Kurulu kararında rekabeti ihlal eden uyumlu eylemler neticesinde hangi tür kredilerde hangi oranlarda fayda temin edildiği açıkça gösterilmiştir. Bu konuda da cevap dilekçesinde açıklama bulunmadığı gibi talep yer almamaktadır. Davalının davayı uzatmak mümkün olursa açılması muhtemel davalar yönünden zamanaşımı defi için vakit kazanmak amacıyla hareket ettiği görülmektedir. Davacının uğramış bulunduğu zararın tespiti için konusunda uzman mali müşavir bilirkişiden, davacının, rekabet kurulunun tespitleri doğrultusunda bankalar arasında uyumlu eylem birliği olmasa idi daha düşük faiz oranları ile kredi kullanabileceği dikkate alınarak, uğradığı zararın tespiti istenmiştir. Alınan bilirkişi raporunda davacının uğradığı zarar 5.861,44 TL olarak belirlenmiştir. Raporda uğranılan zarar iki türlü değerlendirilmiş ve mahkemizce de bu hesaplamalar incelenmiştir. İlk olarak davacının fazladan ödemiş olduğu faiz hesaplanmış, daha sonra da bu öedemelerin yapıldığı tarihten dava tarihine kadar olan dönem için faiz hesabı yapılmıştır. Temeli faiz uygulamalarına ilişkin bulunan bankacılık sektörü düşünüldüğünde bu durum mahkememizce adil kabul edilmiş, fazladan ödenen faiz üzerinden hesaplanan faizin zarara eklenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Eylemin haksız fiile dayanması nedeniyle bankanın temerrüdü için gerekli olan ihtar şartı aranmamıştır. Rekabet Kurulu’ nun kararında gösterilen maddi vakıalar, tazminat yönünden aranacak ilk şartın varlığını kabule yeterli bulunmuştur. Alınan bilirkişi raporu ile de davacının zarara uğradığı belirlenmiştir. Bu nedenle şartları oluştuğundan tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun' un 58. maddesine göre “Rekabetin engellenmesi bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün karlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır. Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.” Madde metni dikkate alınarak davalı tarafın elde ettiği karlar yerine, en azından davacı tüketicinin uğradığı maddi zarar yönünden lehine tazminata hükmetmek gerektiği, ekonomik bir yaptırım uygulanmaması halinde, rekabet ihlalinin yaptırımsız bırakılmasının, rekabet ihlallerinin tekrarına neden olabileceği değerlendirilerek tazminata karar verilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Ancak tazminat oranının belirlenmesinde VUK vergi dairelerinin ilk ihlalde bir kat mükerrer ihlalde üç kat olarak ceza uygulaması gibi, yine rekabet hukukunun doğum yeri olan ABD de uygulanan haksız rekabet uygulamalarındaki izlenen yol dikkate alınarak, bankaların bilinen bu ilk ihlalleri yönünden, ekonomideki önemleri de gözetilerek zararın bir katı oranında tazminata hükmedilmesinin yerinde olacağı kanaatine varılmıştır. Banka yöneticilerinin hatalı uygulamaları nedeniyle bu uygulamalarda etkisi bulunmayan banka ortaklarının aşırı zarar görmelerinin de önüne geçilmeye çalışılmıştır. Dava tarihine kadar olan zararlar bilirkişi raporunda belirlendiğinden dava tarihi esas alınarak bu tarihten sonrası için avans faizine hükmolunmuştur. Vekalet ücreti ve harç yönünden yukarıdaki açıklamalar yönünde uygulama yapılmıştır. Mahkememizce yukarıda açıklanan gerekçelerle açılan davanın kabulüne karar vermek gerekmiş, bilirkişi raporu ile tespit olunan davacının uğramış olduğu zarar vetakdir olunan tazminata hükmedilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıdaaçıklandığı üzere; Açılan davanın KABULÜ ile; 1-Bilirkişi raporunda davacı zararı olarak hesaplanan 11.479,73 TL'nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 2-4054 sayılı yasanın 58/2 maddesi uyarınca mahkemenizce takdir olunan 1 kat tazminat talebi olarak 11.479,73 TL'nin dava tarihinden itibaren başlayacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 3-Fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin reddine, 4-Davacı tarafından yapılan 522.00 TL yargılama masrafından kabul ve red oranına göre 261,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, bakiye yargılama masrafının davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 22.00 TL yargılama masrafından kabul ve red oranına göre 11,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, bakiye yargılama masrafının davalı üzerinde bırakılmasına, taraflar tarafından peşin yatırılan gider avansından kalan miktarın talep halinde taraflara iadesine, 5-Hükmolunan zarar ve tazminat yönünden toplam 22.959,46 TL üzerinden hesaplanan 1.568,36 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, reddolunan kısım yönünden davacı tüketiciden 6502 sayılı yasa uyarınca harç alınmasına yer olmadığına, 6-Kabul olunan kısım yönünden A.A.Ü.T.'ne göre hesaplanan 2.755,14 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 7-Reddolunan kısım yönünden A.A.Ü.T.'ne göre hesaplanan 2.755,14 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere  verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 09/05/2017üzere  verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 09/05/2017             
İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 08 Eylül 2017

Türk Vatandaşlığı ‘nın Kazanılması, Reddi, Mahkeme ve İptal Davası

T.C. ANKARA 17. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : xxx KARAR NO : xxx   DAVACI : xxx VEKİLİ : AV. BORA BURAK BÖLÜKBAŞI  - AV. MUSTAFA KEMAL BATUR Merkez Mh. Akar Cd. No:3 I Tower Plaza K:8/58 Bomonti/ İstanbul Şişli/İSTANBUL DAVALI : İÇ İŞLERİ BAKANLIĞI (NÜFUS VE VATANDAŞLIK İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ) Ankara VEKİLİ : DAVANIN ÖZETİ : Davacı tarafından, evlenme yoluyla Türk Vatandaşlığı kazanılması amacıyla yaptığı başvurusunun reddine dair xxx sayılı işlemin; xxx yılında evlendiği, bu evlilikten 2001,2003 ve 2012 doğum tarihli müşterek çocukları bulunduğu, hukuka aykırı olduğu iddia edilerek iptali istenilmektedir. SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacının Türk Vatandaşlığı kazanma talebi üzerine İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce yapılan tahkikat neticesinde davacı hakkında; xxx tarihinde İstanbul Yabancılar Şube Müdürlüğü tarafından Ç-106 (5 yılın üzerinde, Vize İhlali,7 Yıl Men) tahdidinin sisteme girildiği, bu tahdidin xxx tarihinde kaldırıldığı, xxxx tarihinde Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından "kaçak ve karnesiz konsomatristlik yapmak"suçundan işlem yapıldığı, bu kapsamda alınan beyanlarının olduğu, Devletin takdir yetkisi bulunduğu, davacının durumunun 5901 sayılı Kanun'un 16/1-b bendine uygun görülmediği,dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.     TÜRK  MİLLETİ  ADINA Karar veren Ankara 17. İdare Mahkemesi'nce, duruşma için önceden belirlenerek taraflara tebliğ edilen xxx günü yapılan duruşmaya davacı vekili Av. Büşra Burcu Tatlı 'nın yetki belgesi ibraz ederek geldiği,  davalı idareyi temsilen Av.Nurcan Fındıkoğlu 'nun geldiği görülerek duruşmaya başlandı, taraflara usulüne uygun olarak söz verilip dinlenildikten sonra duruşmaya son verilip, dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü: Dava; davacının,  evlenme yoluyla Türk Vatandaşlığı kazanılması amacıyla yaptığı başvurusunun reddine dair xxx tarih ve xxx sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu 'nun  "Türk vatandaşlığının evlenme yoluyla kazanılması"başlıklı 16.maddesinde;"(1) Bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir. Başvuru sahiplerinde; a) Aile birliği içinde yaşama, b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama, c) Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama,şartları aranır.(2) Başvurudan sonra Türk vatandaşı eşin ölümü nedeniyle evliliğin sona ermesi halinde birinci fıkranın (a) bendindeki şart aranmaz.(3) Evlenme ile Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde evlenmede iyiniyetli iseler Türk vatandaşlığını muhafaza ederler."hükmüne yer verilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; 22.06.2005 tarihinde Türk vatandaşı ile evlenen davacının evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanmak için yapmış olduğu başvurunun, evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunması sebebiyle reddedilmesi üzerine bakılan davanın Olayda; davacının Türk vatandaşlığına alınma talebiyle yapmış olduğu başvuru  üzerine, davalı idare tarafından davacının Türk vatandaşı eşiyle birlikte yaşayıp yaşamadığının tespiti amacıyla yapılan tahkikat sonucu düzenlenen xxx  tarihli ön inceleme ve araştırma formundan, davacının  bilinen adresinde eşiyle birlikte evlilik birliği  içinde yaşadığı, aile olarak komşuluk münasebetlerinin bulunduğu, muhtarlık kayıtlarında ikamet kayıtlarının bulunduğu, işyeri mahallinde evli olduğunun bilindiği, müşterek 3 çocukları bulunduğu, normal bir evlilik olduğu, bununla birlikte davacı hakkında xxx tarihinde İstanbul Yabancılar Şube Müdürlüğü tarafından Ç-106 (5 yılın üzerinde, Vize İhlali,7 Yıl Men) tahdidinin sisteme girildiği, bu tahdidin xxx tarihinde kaldırıldığı, xxx tarihinde Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından "kaçak ve karnesiz konsomatristlik yapmak"suçundan işlem yapıldığı, bu kapsamda alınan xxx tarihli ifade tutanağı bulunduğu,"kaçak ve karnesiz konsomatristlik yapmak"suçundan yapılan işlemin evlenmeden önce  xxx  tarihinde  gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; xxx  tarihinde  Türk vatandaşı ile evlenen davacının,  evlendiği tarihten itibaren eşiyle birlikte evlilik birliği içinde yaşadığı, evliliğinden sonra evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir fiili bulunmadığının tespiti ile 5901 sayılı Kanun'un adı geçen hükmü uyarınca Türk vatandaşlığına alınmasına dair şartları taşıdığı anlaşıldığından vatandaşlığa alınma istemiyle yapmış olduğu başvurunun evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunması gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin işlemin hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır.Nitekim; Danıştay 10.Dairesi'nin xxx gün ve xxx sayılı kararı da emsal niteliktedir. Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan 167,15-TL  yargılama gideri ile hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen 1.510,00 TL avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta ücretinin kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne istinaf başvuru yolu açık olmak üzere,  05/07/2017 tarihinde oybirliğiyle  karar verildi. Başkan BÜLENT KÜFÜDÜR 38345 Üye DERYA BEYAZİTOĞLU MELİKOĞLU 101143 Üye ÇİĞDEM KOÇER ALTINKAYA 191963  
Bilişim Hukuku
By Av. Mustafa Kemal Batur / 09 Ağustos 2017

Bilişim Sistemine Hukuka Aykırı Olarak Girme ve Orada Kalma

Bilişim Sistemine Hukuka Aykırı Olarak Girme ve orada kalma T.C. ANKARA X ASLİYE CEZA MAHKEMESİ DOSYA NO : KARAR NO : [C.SAVCILIĞI ESAS NO] : GEREKÇELİ KARAR T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A HAKİM : KATİP : DAVACI : K.H. SANIK : MÜDAFİİ : Av. MUSTAFA KEMAL BATUR, İtower Plaza. Akar Cad. No:3/58 Kat:8 Bomonti 34384 Şişli/ İSTANBUL SUÇ : Bilişim Sistemine Hukuka Aykırı Olarak Girme ve Orada Kalma SUÇ TARİHİ : SUÇ YERİ : ANKARA KARAR TARİHİ :     Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında mahkememizde yapılan duruşma sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Ankara C. Başsavcılığı'nın xxx gün ve 20xx esas no'lu iddianamesiyle İçişleri Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığının 0 sayılı yazıları ile Bakanlıkları tarafından Valilik, Kaymakamlık, İl Özel İdareleri ve İl Müdürlüklerine, sunucularında hazır wep sitesi oluşturmak için kullanılan İSAY (internet sayfaları yönetimi) verildiğini, internet sitesinin son olarak tarihinde kullanıldığını, daha sonra dört yıl boyunca herhangi bir giriş yapılmadan durduğunu, suç tarihinde kimliği ve adresi tespit edilemeyen bir kişinin saat 23:44'de izinsiz olarak internet sitesine giriş yaptığını ve buradan "il bülteni" ekran görüntüsü aldığının bildirilmesi nedeniyle yapılan soruşturmada, İçişleri Bakanlığı tarafından internet sayfalarının yönetimi için kullanılan sayfaya 262 tarihinde saat IP adresiyle yetkisiz erişimde bulunulduğu ve buradan ekran görüntüsü alındığının tespit edildiği, ilgili IP adresinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetide bulunan sanık xx'a ait olduğu iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Sanık alınan savunmasında;xxx Şirketinin Teknik müdürü olduğunu, şirketin 6 hissedarı olduğunu, şirket müdürü'nün xx olduğunu, şirketin KKTC de internet oparetörü olarak faaliyet gösterdiğini, şirket olarak 16 binden fazla müşteriye internet hizmeti sağladığını ancak internet hizmeti sağladığı müşterilerinin kayıtlarının tutulmadığını çünkü KKTC de böyle bir yasa olmadığını, yapılan İP tespitinin teknik müdürü olduğu için internet sağlayıcısı şirkete ait olduğunu ancak bu şirketin internet sağladığı pek çok kullanıcısı olduğunu, İP'ye sadece bu kullanıcıların bağlı olduğu internet bağlantısını tespit edildiğini, Kıbrısta bu bağlantıları verdikleri müşterilerin kayıtlarını tutmadıklarını, suç tarihinde bu bilgisayarı hangi müşterisinin kullandığının tespit edilemediğini, İP adresi'nin kendisinin çalıştığı şirketin merkezi olmadığını ancak bu İP nin hangi müşterisi tarafından kullanıldığını ve hangi adreste olduğunu o tarihte bildiremediğini çünkü sorulan tarihten bir buçuk iki yıl önceki bir tarih olduğunu o tarihte bu İP nin kimin kullandığını bilemediklerini, İP adresinin kullandığı edrese ait olmadığını, çalıştığı iş yerindeki bilgisayara da ait olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir. Bilirkişi ; "Suça konu erişim olayı ile ilgili olarak İSAY Yönetim paneline bülten kullanıcı adıyla 12345 şifresiyle xx adına kayıtlı kullanıcı tarafından erişim yapıldığı anlaşılmıştır. Kullanıcının erişim yaptığı sıradaki IP numaralarının xx olduğu tesbit edilmiştir. Erişim yapan IP numaralarının tesbiti için yapılan araştırma sonucunda bu IP numaralarının xx Ltd. Şti.'ne ait IP blogu arasında olduğu anlaşılmıştır. Haricen yapılan araştırmada xx Ltd. Şti.'nin Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde internet servis sağlayıcılığı hizmeti verdiği ve belirtilen IP numaralarının da bu şirketin IP blogu arasında yer aldığı görülmüştür. Suça konu erişimin hangi kullanıcı tarafından yapıldığının tesbiti ilgili şirketten sorulmuş, ilgili şirket teknik müdürü xx kendilerinin internet servis sağlayıcılığı hizmeti yaptığını Kuzey Kıbrıs T.C. Yasalarına göre kullanıcılara tahsis ettikleri IP'lerle ilgili log kayıtlarının 1 ay süreyle tutma zorunluluğunun olduğunu, belirtilen olayın ise bir aylık sürenin öngörüldüğü sözleşme tarihinden çok önce 2008 yılında gerçekleşmiş olması dolayısıyla suça konu IP'nin hangi kullanıcıya tahsis edildiğinin tesbitinin mümkün olamadığını bildirmiştir. Log kayıtları tutulmuyorsa teknik olarak asıl kullanıcıya erişmek mümkün değildir, sanığın servis sağlayıcı şirketin müdürü olduğu dikkate alındığında bu şirkete bağlı IP adreslerini kullanan çok sayıda abone olması ve eylemin de bunlardan biri tarafından gerçekleştirilmiş olması muhtemeldir, bu verilerle eylemin kesin olarak sanık tarafından gerçekleştirildiği söylenemez, kaç müşterisi varsa onlardan biri tarafından da gerçekleştirilmiş olabilir" şeklinde beyanda bulunmuştur. Toplanan kanıtlar, sanık savunması, bilirkişi mütalaası ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanığın müdür olarak çalıştığı ve KKTC'de faaliyet gösteren internet servis sağlayacı şirketin birden fazla abonesinin bulunması ve suça konu eylemin hangi abone tarafından gerçekleştirildiğinin, IP'lerle ilgili LOG kayıtlarının bir ay süre ile tutulma zorunluluğunun bulunması ve IP'nin hangi kullanıcıya tahsis edildiğinin tespitinin mümkün olmaması nedeniyle belirlenemediği, bu haliyle sanığın internet servis sağlayıcı şirketin müdürü olması dışında atılı suçu işlediği yönünde mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığından beraatine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Sanık hakkında bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme suçundan açılan kamu davasında sanığın mahkumiyetine yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığından CMK'nun 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE, Yargılama giderinin kamu üzerinde bırakılmasına, Sanık müdafiinin yüzüne karşı, CMK 273 maddesi gereğince tefhim tarihinden itibaren 7 gün içinde mahkememize dilekçe verilmesi veya zabıt katibine beyanda bulunulmak suretiyle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. Bilişim Sistemine Hukuka Aykırı Olarak Girme ve orada kalma.     Bu ceza ve konu hakkında bize ulaşabilirsiniz.
Ceza Hukuku
By Av. Mustafa Kemal Batur / 27 Temmuz 2017

Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar Özel Hayatın Gizliliği

Özel hayatın gizliliği birçok kanunda, uluslararası sözleşmede düzenlenmesine rağmen özel hayat nedir diye baktığımızda net bir tanımlama bulunmamaktadır. Bununla birlikte hızla gelişen teknoloji, sosyal medya kullanımıyla da özel hayatın gizliliğini somut ve net kurallarla çevrelemek günümüzde epeyce zorlaşmış ve gizlilik herkes için farklı görünmeye başlanmıştır. Genel anlamda özel hayat kişilerin aleni davranışları dışında aile hayatı, dini inançları, cinsel davranışları, hobileriyle oluşan yaşam tarzı ve kişinin sadece kendisinin ilgi alanında olan ya da paylaşımlarını sınırlı sayıda bir çevreyi kapsamasını istediği her hareketi kişinin özel yaşamını oluşturur diyebiliriz. Hukuk devletleri, bireylerin özgürce düşünüp hareket etmesine dışarıdan bir müdahalenin olmaması için bu alanda birçok düzenleme yapmıştır. Türkiye’deki anayasal düzenlemede özel hayatın gizliliği ve korunması Anayasa madde 20 de düzenlenmiştir. Bu maddeye göre herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Kanunda yetkili bir yazılı emir olmadıkça yetkili kişilerce de özel hayatın gizliliği 'ne müdahale edilemez. Anayasada düzenlenen hukuk devleti ilkesinin kapsamına baktığımızda da hukuk devleti egemenlik yetkisini temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını sağlamak ve bunları korumak, hukuki güvenliği sağlamak amacıyla kullanmalıdır bu düzenlemeyle temel hak ve hürriyetlerin keyfi ihlalinin önüne geçilmiştir. İnsan hakları Avrupa Sözleşmesi sekizinci maddede de özel hayatın gizliliği düzenlenmiş ve ihlali korunmuştur bu maddeye göre herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.   5237 sayılı Türk Ceza Kanunumuzda 132-140 maddeleri arasında da özel hayatın gizliliği ve korunması düzenlenmiştir.

Haberleşmenin gizliliğinin ihlali suçu

TCK 132. Maddesinde öngörülmüştür. Kişiler arasında haberleşmeler telefon, telgraf, e-posta, mektup vb. yollarla yapılmaktadır ve haberleşmenin içeriğini öğrenmekle haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu gerçekleşir. Haberleşmenin içeriğini hukuka aykırı olarak ifşa eden taraf veya 3. Kişi hakkında daha ağır cezaya hükmolunur aynı zamanda bu içeriği basın ve yayın yoluyla ifşa edilmesiyle ceza yarı oranında arttırılır. Öğrenilen bilgilerin ortaya çıkarılması reklam malzemesi yapılması ilan edilip açığa vurulmasıyla ifşa gerçekleşir. Hukuka aykırılık unsuru olarak hakkın kullanılması söz konusu olabilir, örneğin mahkemede kanıt amacıyla davanın konusuna göre Whatsapp konuşmalarının sunarak haberleşmenin gizliliğini ihlal etmiş olunmaz.  

Kişiler arasındaki konuşmanın dinlenmesi ve kayda alınması suçu

hukuka aykırı olarak herhangi bir aletle dinlemek ve dinlerken bir sez cihazıyla kaydetmek ve basın yoluyla yayınlamakla oluşur. Konuşmanın aleni bir yerde ya da gizli bir alanda yapılmış olmasının bir önemi yoktur kanun maddesinin gerekçesinde de özel gayret gösterilerek duyulabilmesi halinde aleni olmayan konuşma söz konusudur denmektedir. Örneğin bir eğlence merkezinde konuşan iki kişinin genele hitap ederek konuşmaları dışarıdan anlaşılmadığı takdirde aralarında geçen konuşma özel sayılır ve bu konuşmanı da dinlenilip kayda alınmasıyla bu suç oluşur. Ancak bu suç kişilerin konuşmasına kulak misafiri olmakla oluşmaz mutlaka dinlemeye elverişli bir aletle dinlenilip kaydedilmesi gerekir. Taraflardan sadece birinin rızası olsa bile bu suç oluşur. Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi de bu suçu işlemiş olur örneğin bir profesörün ders anlatımı sırasında öğrencisi tarafından sesinin kayda alınması ve not haline getirilmesi de bu suç kapsamında olur Bu suç işlenip elde edilen bilgilerle bir yarar sağlanmışsa veya 3.kişilerin yararına kullanılmışsa daha ağır cezaya hükmolunur.  

Özel hayatın gizliliğinin ihlali

aile hayatı, dini inançları, hobileri, cinsel yaşamı veya kişinin yaşam şekline özgü gördüğü yani başkaları tarafından bilinmesini görülmesini istemediği herhangi bir durumun başkaları tarafından ihlal edilmesinde bu suç işlenir. Bu suçta korunan hukuki değer kişilerin gizli yaşam alanıdır. Örneğin kapı deliğinden birinin odasını veya evini gözetleyerek çekmeceleri araştırarak, çantasına bakarak kişinin özel hayatın gizliliğini ihlal etmiş olursunuz. Öğrenilen bilgilerin ifşa eden ya da basın yayın yoluyla yayan kişilere karşı daha ağır cezaya hükmolunur. İfşanın hukuka aykırı olarak gerçekleşmiş olması gerekir. Fail tarafından kamu görevlisi ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak şeklinde işlenmesi, belirli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılarak işlenmesi durumunda daha ağır cezaya hükmolunur. Aynı zaman da AİHM tarafından verilen bazı kararlarda kişilerin tanınmış olması durumunda özel hayatın ihlali suçunun sınırlarının biraz daha genişlediğini görmekteyiz örneğin tanınmış bir sanatçı şarkıcı veya devlet adamıysanız özel yaşam sınırlarınız daralmaktadır.

Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu

günlük yaşamımızda tedavi olurken seyahat ederken sigorta yaparken ve daha birçok şeyde bilgilerimiz çok sık kayıt altına alınmaktadır kişiye ait tüm bilgiler kişisel veri olarak tanımlanabilir. Bu suçun oluşabilmesi için öncelikle kişisel veri söz konusu olmalı ve bu kişisel verilerin kaydedilmesi hukuka aykırı olarak yapılmalıdır. Kişilerin siyasi, felsefi veya din görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel verilerin kaydedilmesi neticesinde kaydeden kişi aynı şekilde cezalandırılır.  

Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu

Seçimlik hareketli bir suçtur ve bu seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesi suçun oluşmasına yeterlidir.  Hukuka uygunluk sebebi olarak hakkın kullanılması söz konusu olabilir örneğin gazetecilik mesleğinin icrası durumunda hukuka uygunluk sebebi oluşmuş olur. Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle, belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, İşlenmesi hâlinde daha ağır cezaya hükmolunur. Bu suç şikayete bağlı bir suç değildir. Şikayete tabi olmaması şikayetle soruşturma açılmayacağı anlamına gelmez açılabilir ancak şikayetten vazgeçildiğinde soruşturmaya devam edilecektir.  

Verileri yok etmeme suçu

Hukuka uygun olarak kaydedilen verilerin süresi geçtikten sonra sistem içinde yok etmekle görevli olan görevlinin görevini yerine getirmemesi sonucunda bu suç işlenmiş olur. Bu suç ihmal suretiyle kasten işlenebilecek suçlardandır. Kişinin işlediği suç sonrası pişmanlığını ve özrünü belirtmesi aynı zamanda sebep olduğu zararı gidermesi sonucunda etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilir.   Stj. Burcu Korkmaz          

TCK DOKUZUNCU BÖLÜM

Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar

 

Haberleşmenin gizliliğini ihlâl

MADDE 132. - (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlâli haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.

Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması

MADDE 133. - (1) Kişiler arasındaki alenî olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden  yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu konuşmaların basın ve yayın yoluyla yayınlanması hâlinde de, aynı cezaya hükmolunur.

Özel hayatın gizliliğini ihlâl

MADDE 134. - (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, ceza yarı oranında artırılır.

Kişisel verilerin kaydedilmesi

MADDE 135. - (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişilerin siyasî, felsefî veya dinî görüşlerine, ırkî kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlâkî eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme MADDE 136. - (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Nitelikli hâller MADDE 137. - (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;
  1. a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
  2. b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Verileri yok etmeme

MADDE 138. - (1) Kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde altı aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Şikâyet MADDE 139. - (1) Kişisel verilerin kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme ve verileri yok etmeme hariç, bu bölümde yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.

Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması

MADDE 140. - (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.  
Ceza Hukuku
By Av. Mustafa Kemal Batur / 22 Temmuz 2017

Hürriyete Karşı Suçlar: tehdit, şantaj, cebir, hürriyetten yoksun bırakma

HÜRRİYETE KARŞI SUÇLAR

Hürriyet kişinin konuşurken hareket ederken düşünce ve davranışlarında herhangi bir kişi veya etken bakımından kısıtlanmaya veya zorlanmaya maruz kalmadan kişinin  hür iradesiyle hareket etmesidir ve tehdit suçu, şantaj suçu, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, kişinin eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi , siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasının engelleme, konut dokunulmazlığının ihlali, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali, sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi, haksız arama, dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi ,nefret ve ayrımcılık ,kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu ,haberleşmenin engellenmesi hürriyete karşı suçlar dır. Kişinin bu yaşamsal faaliyetlerini kısıtlayan her türlü fiil suç teşkil edip  5237 Sayılı Türk Ceza Kanunun 106-124 üncü maddeleri arasında hürriyete karşı suçlar başlığında ayrı ayrı düzenlenmiştir. Bunlar;    

TEHDİT SUÇU

Bir kimsenin maddi veya manevi değerlerinin istenileni yapmadığı takdirde zarar geleceğini bildirerek kişinin iradesi dışında o fiili yapmaya zorlanmasıdır. Tehdit suçunun konusu kişinin hareket etme ve karar verme özgürlüğüdür. Bu maddedeki  düzenlemede  kişilerin huzur ve sükunu korunur ve güvensizlik hissinin meydana gelmesinin engellenmesi amaçlanır. Failin mağdurun kendisine ve yakınına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini ileri sürmesiyle bu suç oluşmuş olur. Ancak haklı bir nedene dayanan istemler tehdit suçunu oluşturmaz örneğin kiralayan kiracıdan kira bedelini ödemediği takdirde tahliye edeceğini söylemesi tehdit olmaz . Tehdit suçunun gerçeklemesi için failin objektif olarak gerçekleştirilebilir bir saldırı tehdidinin olması gerekir. Şöyle ki mağdurun sadece korkmuş olması yeterli değildir ciddi bir endişenin var olması aranır. Kavga tartışma anında öfke ve üzüntü halinde  söylenmiş endişe yaratacak tehditler de suç oluşturur ancak çoğu zaman bu durum haksız tahrik olarak nitelendirilir Suçun silahla, birden fazla kişiyle , var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, kişinin kendisini tanımayacak bir hale koyması suretiyle imzasız mektupla veya özel işaretle işlenmesi halinde daha ağır cezaya hükmolunacaktır aynı zamanda kişinin mal varlığına yönelik tehditler de daha az cezaya hükmolunacak tehdit suçu kapsamındadır  

ŞANTAJ SUÇU

Mağdur kanuna aykırı olan, yükümlü olduğu veya olmadığı bir şeye haksız çıkar sağlamak amacıyla yapacağından veya yapmayacağından bahisle zorlanmasıdır. Korunan hukuki değer kişinin karar verme ve hareket etme özgürlüğüdür. Failin şantaj da bulunması durumunda yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır  

CEBİR KULLANMA SUÇU

Cebre maruz kalan kişi bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışa bulunmaya zorlanır. Bu suç aynı zamanda kasten yaralama suçunu da oluşturur.  

KİŞİYİ HÜRRİYETTEN YOKSUN KILMA SUÇU

Mağdur kişiyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmaya  zorlanmasıdır. Bu suçta korunan hukuki değer kişinin irade serbestisidir. Aktüel hukuk teorisine göre kişinin fiil esnasında hareket etme serbestisi yok ise hürriyetinden yoksun kalan kişi mağdur konumunda olmaz buna karşılık potansiyel hukuk teorisine göre kişinin gelecekteki durumu değerlendirilmelidir yani bayılan birinin hürriyetten yoksun bırakılması durumunda aktüel hukuk teorisine göre baygın kişi mağdur olmaz potansiyel hukuk teorisine göre de baygın kişi bu durumda mağdur olur Suçun cebir, tehdit veya hile kullanılarak ,silahla, birden fazla kişiyle birlikte ,kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa karşı ,beden ve ruh bakımından kendini savunamayacak durumdaki kişiye karşı mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması, cinsel amaçla işlenmesi durumunda daha ağır cezaya hükmolunur Bu suçta etkinlik pişmanlık hükümleri vardır. Etkin pişmanlığın gerçekleşmesi için daha soruşturma başlamadan fail kendiliğinden mağdura zarar vermeksizin mağduru güvenilir bir yerde serbest bırakması gerekir bu durumda cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.  

EĞİTİM VE ÖĞRETİM HAKKININ ENGELLENMESİ SUÇU

Devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerinin engel olunması halinde bu suç oluşmuş olur  

KAMU HİZMETLERİNDEN YARARLANMA HAKKININ ENGELLENMESİ SUÇU

Kamu kurumlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında verilen ya da kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak sunulan hizmetlerden yararlanılmasına engel teşkil eden bir fiil sonucunda bu suç oluşur  

SİYASİ HAKLARIN KULLANILMASINI ENGELLENMESİ SUÇU

Bir kimseye karşı; B ir siyasî partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasî partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasî partiden veya siyasî parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, Seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya, Zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasî partinin faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.  

İNANÇ, DÜŞÜNCE VE KANAAT HÜRRİYETİNİN KULLANILMASINI ENGELLEME

Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Dinî ibadet ve ayinlerin toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkraya göre ceza verilir.  

İŞ VE ÇALIŞMA HÜRRİYETİNİN İHLÂLİ

Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir. Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tâbi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir. Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.  

SENDİKAL HAKLARIN KULLANILMASININ ENGELLENMESİ

Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.  

KONUT DOKUNULMAZLIĞININ İHLALİ SUÇU

Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak girip veya rıza ile girdikten sonra konuttan çıkmama durumunda bu suç işlenmiş olur. Bir yerin konut sayılabilmesi için belli niteliklere haiz olmalıdır. Yaşamsal ihtiyaçların (barınma yemek yeme gibi) karşılayan bir yer olmalı, oranın konut olarak özgülenmesi ve konut olarak kullanıldığının dışarıdan anlaşılabilir olmalıdır. Konutta barınan kişi veya kişilerin o konutta oturmaya hakkının olması gerekir. Bir yerin konut sayılması için mutlaka ev olması gerekmez, ev dışında bireysel faaliyetlerin gerçekleştiği yerler de konut sayılmaktadır örneğin bir karavan, çadır, sınırları belli edilmiş açık bir alan da konut sayılır fiil gerçekleştiğinde buraların ihlali de suç teşkil eder. Doktrindeki bazı görüşlere göre failin vücudunun tamamının konutun içinde bulunması gerekirken bazı görüşler de vücudun bir kısmının girmesi halinde suçun oluşacağını kabul eder. Suçun silahla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, birden fazla kişiyle birlikte, var olan veya varsayılan suç örgütlerinin korkutucu gücünden yararlanılarak, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, suçun cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi halinde daha ağır cezaya hükmolunur.  

DİLEKÇE HAKKININ KULLANILMASININ ENGELLENMESİ SUÇU

Dilekçe hakkı kamusal  sübjektif bir haktır. Kişiler bu hak sayesinde taleplerini resmi makamlara iletmek olanağına sahip olur ve bu hakkın hukuki bir neden olmadan kabul edilmemesi halinde suç oluşur. Fail hakkında altı aya kadar cezaya hükmolunur.  

NEFRET VE AYRIMCILIK SUÇU

Nefret suçu kişilere belli gruplara veya bir topluluğa yönelik dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan tehdit, fiziksel şiddet, mala zarar, cinayet gibi eylemlerle gerçekleşir . Bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.  

KİŞİLERİN HUZUR  VE SÜKUNUNU BOZMA SUÇU

Sırf huzur ve sükununu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla telefon edilmesi gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunması halinde mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir Bu hareket sırf mağdurun huzurunu ve sükununu bozmak için bilinçli ve isteyerek yapılmış olması halinde suç işlenmiş sayılır.  

HABERLEŞMENİN ENGELLENMESİ SUÇU

Kişiler arsındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi halinde suç oluşur. Kamu kurumları arasındaki haberleşmeyi ,basın ve yayın organlarının yayınının hukuka aykırı olarak engelleyen kişilere karşı daha ağır cezaya hükmolunur. Bu suçta korunan hukuki değer haberleşme hürriyeti ile basın yayın hürriyetidir.     Stj. Burcu Korkmaz

Hürriyete karşı suçlar hakkında bize ulaşabilirsiniz.

  TÜRK CEZA KANUNU (1) Kanun Numarası : 5237 Kabul Tarihi : 26/9/2004 Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 12/10/2004 Sayı :25611 Yayımlandığı Düstur : Tertip : 5 Cilt : 43   YEDİNCİ BÖLÜM Hürriyete Karşı Suçlar Tehdit Madde 106- (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (2) Tehdidin; a) Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir. Şantaj Madde 107- (1) Hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) (Ek: 29/6/2005 – 5377/14 md.) Kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur. Cebir Madde 108- (1) Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma Madde 109- (1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. ______________ (1) 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 61 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “hükmolunur” ibaresi “, “fiilin çocuğa karşı işlenmesi hâlinde altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde değiştirilmiştir. 8996 (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Etkin pişmanlık Madde 110- (1) Yukarıdaki maddede tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması Madde 111- (1) Tehdit, şantaj, cebir veya kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının işlenmesi sonucunda yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi (1) Madde 112- (Değişik: 2/3/2014-6529/12 md.) (1) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla; a) Devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerine, b) Kişinin eğitim ve öğretim hakkını kullanmasına, c) Öğrencilerin toplu olarak oturdukları binalara veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına, engel olunması hâlinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Kamu hizmetlerinden yararlanma hakkının engellenmesi (2) Madde 113- (Değişik: 2/3/2014-6529/13 md.) (1) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla; a) Bir kamu faaliyetinin yürütülmesine, b) Kamu kurumlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında verilen ya da kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak sunulan hizmetlerden yararlanılmasına, engel olunması hâlinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi Madde 114- (1) Bir kimseye karşı; a) Bir siyasi partiye üye olmaya veya olmamaya, siyasi partinin faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, siyasi partiden veya siyasi parti yönetimindeki görevinden ayrılmaya, b) Seçim yoluyla gelinen bir kamu görevine aday olmamaya veya seçildiği görevden ayrılmaya, ––––––––––––––– (1) Bu madde başlığı “Eğitim ve öğretimin engellenmesi” iken, 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanunun 12 nci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. (2) Bu madde başlığı “Kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi” iken, 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. 8997 Zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir siyasi partinin faaliyetlerinin engellenmesi halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme Madde 115- (1) Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Değişik: 2/3/2014-6529/14 md.) Dini inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dini ibadet veya ayinlerin bireysel ya da toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi hâlinde, fail hakkında birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur. (3) (Ek: 2/3/2014-6529/14 md.) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden veya bunları değiştirmeye zorlayan kişiye birinci fıkra hükmüne göre ceza verilir. Konut dokunulmazlığının ihlali Madde 116- (1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) (Değişik: 31/3/2005 – 5328/8 md.) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (3) (Değişik: 31/3/2005 – 5328/8 md.) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir. (4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. İş ve çalışma hürriyetinin ihlali Madde 117- (1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlal eden kişiye, mağdurun şikayeti halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir. (2) Çaresizliğini, kimsesizliğini ve bağlılığını sömürmek suretiyle kişi veya kişileri ücretsiz olarak veya sağladığı hizmet ile açık bir şekilde orantısız düşük bir ücretle çalıştıran veya bu durumda bulunan kişiyi, insan onuru ile bağdaşmayacak çalışma ve konaklama koşullarına tabi kılan kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis veya yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası verilir. (3) Yukarıdaki fıkrada belirtilen durumlara düşürmek üzere bir kimseyi tedarik veya sevk veya bir yerden diğer bir yere nakleden kişiye de aynı ceza verilir. (4) Cebir veya tehdit kullanarak, işçiyi veya işverenlerini ücretleri azaltıp çoğaltmaya veya evvelce kabul edilenlerden başka koşullar altında anlaşmalar kabulüne zorlayan ya da bir işin durmasına, sona ermesine veya durmanın devamına neden olan kişiye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi Madde 118- (1) Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 8998 (2) Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Ortak hüküm Madde 119- (1) Eğitim ve öğretimin engellenmesi, kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi, siyasi hakların kullanılmasının engellenmesi, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme, konut dokunulmazlığının ihlali ile iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçlarının; a) Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, e) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, İşlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır. (2) Bu suçların işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Haksız arama Madde 120- (1) Hukuka aykırı olarak bir kimsenin üstünü veya eşyasını arayan kamu görevlisine üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Dilekçe hakkının kullanılmasının engellenmesi Madde 121- (1) Kişinin belli bir hakkı kullanmak için yetkili kamu makamlarına verdiği dilekçenin hukuki bir neden olmaksızın kabul edilmemesi halinde, fail hakkında altı aya kadar hapis cezasına hükmolunur. Nefret ve ayırımcılık (1) Madde 122- (Değişik: 2/3/2014-6529/15 md.) (1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle; a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini, b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, c) Bir kişinin işe alınmasını, d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını, engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kişilerin huzur ve sükununu bozma Madde 123- (1) Sırf huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla bir kimseye ısrarla; telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması halinde, mağdurun şikayeti üzerine faile üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. Haberleşmenin engellenmesi Madde 124- (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin hukuka aykırı olarak engellenmesi halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (2) Kamu kurumları arasındaki haberleşmeyi hukuka aykırı olarak engelleyen kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Her türlü basın ve yayın organının yayınının hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi halinde, ikinci fıkra hükmüne göre cezaya hükmolunur. __________________ (1) Bu madde başlığı “Ayırımcılık” iken, 2/3/2014 tarihli ve 6529 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir
Avukatlık
By Av. Mustafa Kemal Batur / 20 Temmuz 2017

ankara avukatları ve ankara avukat

ankara avukatları

ankara ilinde avukatlık yapan ve avukat mesleğini icra eden çok sayıda kişi ve ofis vardır. ankara avukatları içerisinde aynı mesleği icra eden avukatlar Ankara Barosuna bağlı olarak Ankara 'nın merkez ve ilçelerinde hizmet vermektedirler.  

ankara gibi büyük bir şehrinde

daima ankara avukatı aranır ve ankara avukatları ile çalışılmak istenir. Bu kişiler için öncelikle avukatlarının yakınlarında olmasını istemelerindendir. Bu aşamada ankara avukatı olarak ankara'nın merkezinde hizmet sağlayan ofisimiz daima en iyi hizmeti en hızlı ve en sorunsuz şekilde sağlamaya çalışmaktadır. Hukukun en temel alanlarından, en spesifik alanlarına kadar geniş bir yelpazede avukatlık hizmeti sağlayan ofisimizde uzman kadrosu ve hukukçu danışmanları ile konu ve sorunlar titizlikle incelenir ve çalışma öncesi analizler yapılır notlar alınır. Avukatlık şirketimizde aktif olarak görev yapan ankara avukatları tüm ankara adliyelerinde dava ve işleri yürütmektedirler. Bunun yanında hukuk ofisimiz olarak danışmanlık ve hukuki koruma kapsamında dava harici çözüm yollarında da destek vermekteyiz. ankara hukuk ofisimiz Akyurt, Altındağ, Ayaş, Balâ, Beypazarı, Çamlıdere, Çankaya, Çubuk, Elmadağ, Etimesgut, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kazan, Kalecik, Keçiören, Kızılcahamam, Mamak, Nallıhan, Polatlı, Pursaklar, Sincan, Şereflikoçhisar, Yenimahalle gibi tüm ilçeler kapsamında çözüm sağlayabilmektedir.  

ankara da bulunan avukatlık ofisimize ulaşım son derece rahattır.

ankara avukat ofisi olarak daima en sorunsuz ve en pratik çözüm yollarını üretmektedir. Verilen hizmetin hızı ve sağlıklı olması avukatınızdan sağlayacağınız verimin en temel göstergesidir. Bu maddelerden tek biri dahi sağlanamadığından avukatlık hizmeti sekteye uğrayabilecektir ve gerekli verimi alamamanıza neden olacaktır. Bu bağlamda ankara avukat büroları içerisinden görüşmeleriniz sonrası kendinizi en güvende hissettiğiniz ve en iyi hizmeti alacağınızı düşündüğünüz avukat ile yola çıkmak en doğal haktır.  

Bizler ankara hukuk bürosu olarak

mutlaka alanından ihtisaslaşmış avukat ile yola çıkmanızı önermekteyiz. avukatlık mesleği son derece hassas ve titiz çalışma isteyen bir meslektir. Bu nedenle sizin için en iyi avukat aslında en çok güvendiğiniz ve sorularınızı en iyi şekilde cevaplayan avukattır. Her avukat her alanda en iyi değildir, en iyi avukatta her alanda en iyi değildir. Bu denklemden yola çıkarak ankara avukatı aradığınız durumda avukatınızın alanına dikkat etmeniz gerektiğine inanmaktayız.
Avukatlık
By Av. Mustafa Kemal Batur / 20 Temmuz 2017

istanbul avukatları ve istanbul avukat

istanbul avukatları

İstanbul ilinde avukatlık yapan ve avukat mesleğini icra eden çok sayıda kişi ve ofis vardır. istanbul avukatları içerisinde aynı mesleği icra eden avukatlar İstanbul Barosuna bağlı olarak İstanbul 'un merkez ve ilçelerinde hizmet vermektedirler.  

İstanbul gibi büyük bir metropol şehrinde

daima en iyisi aranır ve her zaman onunla çalışılmak istenir. Bu kişiler için öncelikle avukatlarının yakınlarında olmasını istemelerindendir. Bu aşamada İstanbul avukatı olarak İstanbul'un merkezinde hizmet sağlayan ofisimiz daima en iyi hizmeti en hızlı ve en sorunsuz şekilde sağlamaya çalışmaktadır. Hukukun en temel alanlarından, en spesifik alanlarına kadar geniş bir yelpazede avukatlık hizmeti sağlayan ofisimizde uzman kadrosu ve hukukçu danışmanları ile konu ve sorunlar titizlikle incelenir ve çalışma öncesi analizler yapılır notlar alınır. Avukatlık şirketimizde aktif olarak görev yapan İstanbulda Çağlayan, Beykoz, Kartal, Büyükçekmece, Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece ve diğer İstanbul adliyelerinde dava ve işleri yürütmektedirler. Bunun yanında hukuk ofisimiz olarak danışmanlık ve hukuki koruma kapsamında dava harici çözüm yollarında da destek vermekteyiz. İstanbul Sarıyer, Levent, Şişli, Bakırköy, Arnavutköy, Etiler, Beşiktaş, Başakşehir, Bahçeşehir, Beykoz, Kadıköy, Kavacık, Maltepe, Kartal gibi tüm ilçeler kapsamında çözüm sağlayabilmekteyiz.   güvenilir avukat ve anlaşma  

İstanbul Şişli de bulunan ofisimize ulaşım son derece rahattır.

İstanbul avukat ofisi olarak daima en sorunsuz ve en pratik çözüm yollarını üretmektedir. Verilen hizmetin hızı ve sağlıklı olması avukatınızdan sağlayacağınız verimin en temel göstergesidir. Bu maddelerden tek biri dahi sağlanamadığından avukatlık hizmeti sekteye uğrayabilecektir ve gerekli verimi alamamanıza neden olacaktır. Bu bağlamda İstanbul hukuk büroları içerisinden görüşmeleriniz sonrası kendinizi en güvende hissettiğiniz ve en iyi hizmeti alacağınızı düşündüğünüz avukat ile yola çıkmak en doğal haktır. Bizler İstanbul hukuk bürosu olarak mutlaka alanından ihtisaslaşmış avukat ile yola çıkmanızı önermekteyiz. Avukatlık mesleği son derece hassas ve titiz çalışma isteyen bir meslektir. Bu nedenle sizin için en iyi avukat aslında en çok güvendiğiniz ve sorularınızı en iyi şekilde cevaplayan avukattır. Her avukat her alanda en iyi değildir, en iyi avukatta her alanda en iyi değildir. Bu denklemden yola çıkarak daha iyi avukatı aradığınız durumda avukatınızın alanına dikkat etmeniz gerektiğine inanmaktayız. Bu anlatılan önemli hususlar kapsamında mutlaka avukatınız ile öncesinde konuları görüşmenizi, danışmanızı ve ardından inandığınız hukukçu ile yola çıkmanızı öneririz.   Bizimle iletişime geçin
Avukatlık
By Av. Mustafa Kemal Batur / 16 Temmuz 2017

ankara avukatları ve avukat büroları

Ankara avukatları , Avukat ve Avukatlık ofisimizde alanında uzman, güçlü ve dinamik bir avukat kadrosu vardır. Hukuk ofisimiz aynı zamanda Ankara da şirket ve bireysel hukuki danışmanlık sağlamaktadır. En iyi avukat ın arandığını günümüzde size avukatlık ortaklığımız olarak en iyi hizmeti sunmaya çalışmaktayız. Sıhhiye adliyesi, Çankaya ve Çukurambar adliyesi iş bölgelerimizden bir kaçıdır. Avukatlarımız ağırlıklı olarak Ticaret Hukuku, Şirketler Hukuku, İdare Hukuku, İdari Yargı, Bilişim Hukuku, Ceza Hukuku, Ceza Davaları, Ağır Ceza, Aile ve Boşanma davaları, İcra Hukuku, İcra Takipleri, Birleşme ve Devralma konuları, Enerji Hukuku ve EPDK mevzuatı, Medeni Hukuk, Miras Hukuku, Gayrimenkul Hukuku ve Yabancılar Hukuku gibi alanlar da dahil olmak üzere hukukun her alanında faaliyet göstermektedir. Vakıflar ve dernekler mevzuatlarının yanı sıra spor hukuku alanında da aktif olarak çalışmalar yapmaktayız. Ağır ceza avukatı ve kentsel dönüşüm alanında uzman avukatlarımız hizmet sağlamaktadır. Uzman olduğumuz alanlarda danışmanlık ve sürekli avukatlık hizmetleri de Ankara avukat ofisimizde sağlanmaktadır. Cebeci, Çankaya, Kolej, Yenimahalle, Batıkent, Emek, Cinnah, Dikmen, Keçiören, Mamak, Ulus, Söğütözü, Eskişehir Yolu, Balgat iş alanlarımızdır. Gümrük ve vatandaşlık alanında da avukat hizmeti sağlayan ofisimizde yabancıların gayrimenkul satın alması ve Türkiye vatandaşlığına geçiş aşamalarında da hizmet sağlamaktayız.   Özellikle Yargıtay ve Danıştay aşamalarında bulunan dosyalar üzerinde çalışmalar yapmaktayız. Temyiz, itiraz ve karar düzeltme konusunda uzman kadromuz ile dosyalarınız incelenir ve çalışma yapılır. Yargıtay ve Danıştay da bulunan veya gidecek dosyalar için çok geç kalınmaması önemlidir. Süre sıkıntısı olan dosyalar için erken dönüş sağlanması gerekmektedir.   Ankara Avukat İletişim Telefonu: +90 312 963 3730    
Genel Hukuk
By Av. Mustafa Kemal Batur / 11 Temmuz 2017

Sigorta Sözleşmesi, Uyuşmazlık ve Tahkim

 
  1. SİGORTA UYUŞMAZLIKLARINDA TAHKİM NEDİR, TAHKİM MERCİİ NERESİDİR?

Taraflar arasında mevcut sigorta sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlıkları tarafsız, ekonomik, adil ve en önemlisi daha hızlı bir yargılama ile çözüme ulaştırma gayesiyle 14.06.2007 tarih 26552 sayılı Resmi Gazete’de Sigortacılık Kanunu’nun 30. Maddesine dayanılarak Sigorta Tahkim Komisyonu kurulmuştur. Böylelikle sigorta uyuşmazlıklarından kaynaklı tüm hususlarda mahkemelere nazaran yüksek yargı başvuru harçlarından muaf biçimde ve daha hızlı kararlar alınabilecektir.  
  1. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONUNA KİMLER BAŞVURABİLİR?

Bir Sigorta Kuruluşu ile arasında sigorta sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlık bulunan gerçek veya tüzel kişiler uyuşmazlığın çözülmesine dair işbu komisyona başvurabileceklerdir. Başvuru şahsen yapılabileceği gibi, vekaletname sunulmak şartıyla baroya kayıtlı Avukat tarafından da yapılabilecektir. Başvuru hususunda bu başlık altında önem arz eden husus; sigorta sözleşmesi tarafı bulunan Sigorta Kuruluşunun Sigorta Tahkim Komisyonu’na üye olması ve üye olduğu tarihtir. Zorunlu Sigortalar hariç tutulacak şekilde bir Sigorta Kuruluşuna karşı başvuru ancak Komisyona üye is eve işbu uyuşmazlık üyelik tarihinden sonar meydana gelmiş ise yapılabilecektir. Bu meyanda Zorunlu Sigortalar bu zorunluluktan müstesnadır. Zorunlu Sigortanın bulunması halinde Sigorta Kuruluşuna karşı komisyona başvuruda Sigorta Kuruluşunun üyeliği şartı aranmadan, 18/04/2013 tarihi itibariyle doğan uyuşmazlıklar hakkında başvuruda bulunulabilecektir.  
  1. BAŞVURU NASIL YAPILIR?

Başvuru form aracılığı ile yapılır. Form doldurulurken son derece önemli olduğundan ve hak kaybına neden olunmaması için dikkatli doldurulmalıdır.
  1. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONUNA BAŞVURUDA SÜRE VAR MIDIR?
Başvurucu uyuşmazlık hususunda öncelikle hak talebinde bulunduğu Sigorta Kuruluşundan tamamen ret veyahut kısmen ret veya başvuru tarihinden itibaren 15 iş günü ( Trafik Sigortalarında 15 gün)  içerisinde yazılı bir şekilde cevap alamadığı durumlarda Tahkim Komisyonuna başvuru yapabilecektir.
  1. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONUNA BAŞVURU ÜCRETLİ MİDİR?
Komisyona başvuruda ücret uyuşmazlığa konu miktar bedel üzerinden alınmaktadır. Bu miktar güncel düzenlemede 5.000 Tl ‘ye kadar olan uyuşmazlıklar için 100 TL, 10.00 TL’ye kadar 250 TL, 20.00 TL^ye kadar 350 TL olup, 20.000 TL üzeri uyuşmazlıklar uyuşmazlık tutarının %1,5’u üzerinden hesaplanacaktır.   
  1. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU KARARLARINA KARŞI BAŞVURULACAK KANUN YOLLARI NELERDİR?
Bu husustaki belirleme ise uyuşmazlık konusunun maddi değerine göre ayrılmıştır. Şöyle ki 5.000 TL altındaki uyuşmazlıklar hakkında Komisyonun vereceği kararlar kesindir. 5.000 TL üzerindeki uyuşmazlıklarda hakem kararlarına karşı itirazda bulunulabilecektir. Hakem kararlarına Komisyonca kararın ilgiliye tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içerisinde itiraz etmek gerekecektir. Bu itiraz Komisyona yapılacak bir itiraz başvurusuyla gerçekleştirilecektir. 10 Günlük sürenin geçmesi halinde başvurucu karara itiraz edemeyecek olup, yapılan itirazlar değerlendirilemeyecektir. 40.000 TL üzerindeki uyuşmazlıklar hakkında yapılan itiraz üzerine Komisyonca verilen karara karşı temyiz kanun yolu açıktır.   Stj. Av. Buse ALBAY    
Genel Hukuk
By Av. Mustafa Kemal Batur / 28 Haziran 2017

OHAL Komisyonu Başvurusu ve Başvuru Süreci

ohal komisyonu na başvurular başlıyor.

  KHK ile ihraç edilenlerin yapabileceği başvurulara dair kurulan OHAL komisyonuna başvurular 23 Temmuz 2017 tarihinde başlayacak. Kamudan ihraç olan memur, asker ve polislerin ağırlıklı olarak başvuracağını öngörmekteyiz. Bu süreçte Olağan Üstü Hal Komisyonuna başvurmak isteyen ve herhangi bir terör örgütüyle bir ilgisinin olmadığını açıkça ortaya koyan kişilerin başvuruları son derece önemlidir.   Bu süreçte dikkat edilmesi gereken hususların başında süre yer almaktadır. OHAL komisyonu faaliyete başladığı tarihten itibaren 60 günlük başvuru süresi vardır. Bu 60 gün içerisinde başvuruların tamamlanması gerekmektedir. Eğer komisyon kurulduktan sonra yeni bir Kanun Hükmünde Kararname çıkar ve yeni ihraçlar gerçekleşir ise yine 60 günlük süre bu kişiler için yeniden başlamış olacaktır. OHAL komisyonuna yapılacak başvuruları sizin adınıza en iyi avukat yürütebilecektir. OHAL komisyonlarına başvuru aşamasında dilekçelerinizi en iyi şekilde ve en iyi durumda hazırlanmasına önem gösterilmelidir. OHAL avukatı  

Olağanüstü Hal Komisyonu

kurulmadan önce dava açanların dava süreçleri komisyona başvuru için engel olmamakla beraber başvuru bekletilebilir. Bu süreçte her kişinin başvuru süresi ve başvuru durum ve dilekçesi farklılık göstereceğinden dosyalar tarafımıza ulaştığında net bilgi verilebilecektir. Diğer yandan komisyona yapılacak başvurular KHK yayımlanma tarihine göre incelenecektir. İlk çıkan KHK dan son çıkan KHK’ya göre incelenmeye başlanacaktır. İnceleme sonunda çıkacak karar olumsuz olur ise HSK ’nın (Hakimler Savcılar Kurulu’nun) belirleyeceği Ankara İdare Mahkemelerinde iptal talepli idari dava açılabilecektir. Bu yanıyla idarenin işlemine karşı iptal yoluna başvurulabilmesi son derece önemli bir durumdur. Yargı denetimi altına alınan komisyon kararlarına karşı iptal davası yolu hukuk güvenliğini sağlayacaktır.

Başvurular valilikler aracılığıyla yapılacaktır.

Her ne kadar internetten başvuru yapılacağı açıklansa da internet başvurularını yine tekrar valiliklere ıslak imzalı olarak vermek gerekmektedir.  Bu aşamada OHAL Başvurusu yapacakların mutlaka profesyonel bir destek alarak avukat ile başvuru yapılmasının önem taşıdığını bilmenizi isteriz.      
KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME
OLAĞANÜSTÜ HAL İŞLEMLERİ İNCELEME KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME Karar Sayısı: KHK/685 Olağanüstü hal kapsamında Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulması; Anayasanın 121 inci maddesi ile 25/10/1983 tarihli ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 4 üncü maddesine göre, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’nca 2/1/2017 tarihinde kararlaştırılmıştır. Komisyonun oluşumu MADDE 1 – (1) Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur. (2) Komisyon, yedi üyeden oluşur. Üyelerin üçü kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından, bir üye Adalet Bakanlığının merkez teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşlarında çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanınca, bir üye mülki idare amirleri sınıfına mensup personel arasından İçişleri Bakanınca, birer üye Yargıtayda ve Danıştayda görev yapan tetkik hâkimleri arasından Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenir. Komisyon, kendi üyeleri arasından yapacağı seçimle bir başkan ve bir başkanvekili seçer. (3) Komisyonun toplantı ve karar yeter sayısı dörttür. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Komisyonun görevleri MADDE 2 – (1) Komisyon, olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen aşağıdaki işlemler hakkındaki başvuruları değerlendirip karar verir. a) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi. b) Öğrencilikle ilişiğin kesilmesi. c) Dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması. ç) Emekli personelin rütbelerinin alınması. (2) Olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle gerçek veya tüzel kişilerin hukuki statülerine ilişkin olarak doğrudan düzenlenen ve birinci fıkra kapsamına girmeyen işlemler de Komisyonun görev alanındadır. (3) Bu maddede belirtilen işlemlere bağlı olarak olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerde yer alan ilave tedbirler ile kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamaz. Komisyonun görev süresi MADDE 3 – (1) Komisyon, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl süreyle görev yapar. Bakanlar Kurulu, gerek görmesi halinde bu süreyi bitiminden itibaren birer yıllık sürelerle uzatabilir. (2) Komisyonun ilk seçilen üyeleri, iki yıllık sürenin sonuna kadar görev yapar. Sürenin uzatılmasına karar verilmesi halinde 1 inci maddenin ikinci fıkrasındaki usule göre yeni üyeler belirlenir. Daha önce görev yapan üyeler de yeniden görev alabilir. Üyelerin güvenceleri ve hakları MADDE 4 – (1) Üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Ancak üyenin; a) Komisyon tarafından kabul edilebilir mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş Komisyon toplantısına katılmaması, b) Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle iş göremeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi, c) Görevi ile ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi, ç) Geçici iş göremezlik halinin üç aydan fazla sürmesi, d) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302 nci, 309 uncu, 310 uncu, 311 inci, 312 nci, 313 üncü, 314 üncü ve 315 inci maddelerinde yazılı suçlar nedeniyle hakkında soruşturma veya kovuşturma başlatılması, e) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında Başbakanlıkça idari soruşturma başlatılması veya soruşturma izni verilmesi, hallerinin tespit edilmesi üzerine Komisyon tarafından üyeliğine son verilir. Ölüm, istifa veya herhangi bir diğer nedenle boşalan üyelikler için en geç iki ay içinde 1 inci maddenin ikinci fıkrasındaki usule göre yeni üyeler belirlenir. (2) Üyeler, mali ve sosyal haklarını kurumlarından almaya devam ederler. Üyelere, kurumlarınca mali haklar kapsamında bir ayda yapılan toplam ödeme tutarı ile (142.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunan tutar arasındaki fark, damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ve görev yaptıkları süreyle orantılı olmak üzere Başbakanlıkça ayrıca her ay ilave ücret olarak ödenir. (3) 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca Komisyon üyeleri için soruşturma yapılması Başbakan veya görevlendireceği bakanın iznine tabidir. Soruşturma izni verilmesi veya verilmemesine ilişkin kararlara karşı itirazlar Danıştay tarafından karara bağlanır. Bilgi ve belge talep etme yetkisi MADDE 5 – (1) Komisyon, görev alanı ile ilgili her türlü bilgi ve belgeyi ilgililerden talep edebilir. (2) Soruşturmanın gizliliğine ve Devlet sırlarına ilişkin ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercileri, Komisyonun görevi kapsamında ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi gecikmeksizin Komisyona göndermek veya yerinde incelenmesine imkân sağlamak zorundadır. Gizlilik       MADDE 6 – (1) Üyeler ve Komisyon çalışmalarında görevlendirilenler, görevlerini yerine getirmeleri sırasında edindikleri, kamuya, ilgililere ve üçüncü kişilere ait gizlilik taşıyan bilgileri, kişisel verileri, ticari sırları ve bunlara ait belgeleri, bu konuda kanunen yetkili kılınan mercilerden başkasına açıklayamaz, kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamaz. Bu yükümlülük görevden ayrılmalarından sonra da devam eder. Başvurularda usul ve süre MADDE 7 – (1) Komisyona başvurular valilikler aracılığıyla yapılır. Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılanlar ya da ilişiği kesilenler, en son görev yaptıkları kuruma da başvurabilir. Başvuru tarihi, valiliklere veya ilgili kurumlara başvurunun yapıldığı tarih olarak kabul edilir. Valilikler ve ilgili kurumlar kendilerine yapılan başvuruları gecikmeksizin Komisyona iletir. Mükerrer başvurular işleme alınmaz. (2) Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında yapılan başvurular hakkında 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uygulanmaz. (3) Komisyonun başvuru almaya başladığı tarihten önce yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak başvuru alma tarihinden itibaren altmış gün içinde; bu tarihten sonra yürürlüğe konulan kanun hükmünde kararnamelerle ilgili olarak ise Resmi Gazetede yayımlanma tarihinden itibaren altmış gün içinde yapılmayan başvurular işleme alınmaz. Ön inceleme MADDE 8 – (1) Komisyona yapılan başvurular, aranan şartlara uygunluk bakımından ön incelemeye tabi tutulur. Ön inceleme sonucunda süresi içinde yapılmadığı, başvuru sahibinin konuyla ilgili hukuki menfaatinin bulunmadığı, bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamına girmediği veya diğer şekil şartlarını taşımadığı tespit edilen başvurular reddedilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Komisyon tarafından belirlenir. İnceleme ve karar MADDE 9 – (1) Komisyon incelemelerini dosya üzerinden yapar. Komisyon, inceleme sonucunda başvurunun reddine veya kabulüne karar verebilir. Kararların uygulanması MADDE 10 – (1) Kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarılan ya da ilişiği kesilenlere ilişkin başvurunun kabulü halinde karar Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu şekilde bildirilen personelin atama teklifleri; statüleri, unvanları ve yürüttükleri görevler itibarıyla başka kurumlarda görevlendirilmeleri mümkün olmayanlar hariç olmak üzere daha önce istihdam edildikleri kurumlar dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarında eski statülerine ve unvanlarına uygun kadro ve pozisyonlara Devlet Personel Başkanlığı tarafından ikamet ettikleri il dikkate alınarak onbeş gün içinde yapılır. Bu fıkra kapsamında kamu görevine iade edilmesine karar verilenlerden, yöneticilik görevinde bulunmakta iken kamu görevinden çıkarılmış olanların atamalarında, yöneticilik görevinden önce bulundukları kadro ve pozisyon unvanları dikkate alınır. Bu kapsamda yer alan personele ilişkin kadro ve pozisyonlar; atama teklifi gerçekleştirilen kamu kurum ve kuruluşları tarafından ilgililere ilişkin atama onaylarının alındığı tarih itibarıyla diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızın ihdas, tahsis ve vize edilmiş sayılır. İhdas, tahsis ve vize edilmiş sayılan kadro ve pozisyonlar 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerin ilgili bölümüne eklenmiş sayılır. (2) Kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin başvurunun kabulü halinde ilgili kanun hükmünde kararname hükümleri, söz konusu kurum ve kuruluş bakımından tüm hüküm ve sonuçlarıyla birlikte söz konusu kanun hükmünde kararnamenin yayımı tarihinden geçerli olmak üzere ortadan kalkmış sayılır. Buna ilişkin işlemler ilgisine göre İçişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yerine getirilir. Yargı denetimi MADDE 11 – (1) Komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir. (2) 22/7/2016 tarihli ve 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak Danıştaya dava açabilir. Sekretarya MADDE 12  (1) Komisyonun sekretarya hizmetleri Başbakanlık tarafından yerine getirilir. Bu hizmetler için yeteri kadar personel Komisyona tahsis edilir. (2) Komisyon çalışmaları kapsamında sekretaryada görevlendirilenlere her ay (11.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucu bulunan tutarı geçmemek kaydıyla Başbakanlıkça ilave ücret ödenir. İlave ücret ödemesi damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. İlave ücret ödemesi; görevlendirilen personelin sınıfı, kadro unvanı, atanma biçimi, yapmış olduğu görevin önem ve güçlüğü ve çalışma süresi gibi kriterler dikkate alınmak suretiyle Komisyon Başkanı tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır. Bu personele ayrıca herhangi bir ad altında fazla mesai ücreti ödenmez. Usul ve esaslar MADDE 13 – (1) Başvurulara ve Komisyonun çalışmasına ilişkin usul ve esaslar, Komisyonun teklifi üzerine Başbakanlık tarafından belirlenir ve ilan edilir. Geçiş hükümleri GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Komisyonun ilk üyeleri, bu maddenin yayımından itibaren bir ay içinde seçilir. (2) Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamında Komisyon tarafından başvuruların alınmaya başlanacağı tarih, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren altı ayı geçmemek üzere Başbakanlık tarafından ilan edilir. (3) Komisyonun görev alanına giren konularda daha önce herhangi bir yargı merciine başvurmuş veya dava açmış olanlar için de 7 nci maddedeki usul ve süreler uygulanır. (4) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten önce 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 6749 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrası kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenler, bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten itibaren altmış gün içinde 11 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan hükümlere göre dava açabilir. Bu kapsamda idare mahkemelerinde derdest olan davalar Danıştaya gönderilir. Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımlandığı tarihten önce açılmış olup da karar verilen dosyalarda da bu fıkra hükümleri uygulanır. Yürürlük MADDE 14 – (1) Bu Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme MADDE 15 – (1) Bu Kanun Hükmünde Kararname hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
 
1 13 14 15 16 17 24