Blog Son Yayınlar

İş Hukuku
By Av. Mustafa Kemal Batur / 28 Mayıs 2021

Uzaktan çalışma ve hukuki boyutu

  Uzaktan çalışma, işçinin işverenle anlaşarak kapsamını belirlediği iş görme ediminin bir kısmını veya tamamını evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile işyeri dışında yerine getirmesi esasına dayalı ve yazılı olarak kurulan iş ilişkisini, ifade eder. Günümüzde covid-19 virüsünün dünya çapında insanları etkilemesi ve hizmet sektörünün durma noktasına gelmesi sonucu uzaktan çalışmaya ilgi giderek artmıştır. Bu ihtiyacın uzaktan çalışma sistemiyle giderilmesi avantajlarının yanında suistimale de oldukça açıktır. Bu negatif ve pozitif yanlar değerlendirildiğinde bir düzenlemeye gereksinim duyulmuştur. Yönetmelik her ne kadar uzaktan çalışmanın inceliklerini anlatmak için düzenlenmiş olsa da sürekli olarak çeşitli mevzuatlara atıf yapmış ve adeta işçi ve işvereni, iş sözleşmesini yaparken, eşit sosyal taraflar olarak değerlendirmiştir. Öncelikle “uzaktan çalışmanın” Türkiye’deki ilk resmi düzenlemesiyle başlayalım. Uzaktan çalışma öncelikle İş Kanunu m.14’te “Çağrı üzerine çalışma ve uzaktan çalışma” adı altında düzenlenmiştir. Bu kanun maddesi içinde birçok ayrıntı bulundurmasına karşın son fıkrasında bir yönetmeliğin düzenlenmesini gerektirmiştir. Bunun sonucunda uzaktan çalışmanın esasları “uzaktan çalışma yönetmeliği” ile Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca düzenlenmiştir. Öncelikle uzaktan çalışmaya dayalı iş sözleşmesinin özelliklerini inceleyelim.   uzaktan calisma   Uzaktan çalışmada sözleşmenin özellikleri Yönetmeliğin esasları incelendiğinde, işçi ile işveren arasında uzaktan çalışma konulu bir iş anlaşmasının yapılması durumunda bu sözleşme yazılı şekilde yapılır. Sözleşmede işin kapsamı, süresi, yükümlülükleri ve çalışma şartlarına ilişkin bilgiler yer alır. Kanun koyucunun yazılı sözleşmeyi öngörmesinin sebebi, çoğu maddenin sonunda da görüleceği üzere, her problemin sonucunda sözleşmenin belirleyici unsur olarak çözüm yolunda kullanılmasıdır. İş ediminin özelliklerinin net olarak belirlenmesi olası uyuşmazlıklarda daha kolay çözüm yoluna kavuşulmasına yol açmaktadır. Gerekli olması halinde, uzaktan çalışmanın yapılacağı yer işe başlamadan önce düzenlenebilir. Bu düzenlemeden dolayı oluşan masrafların ne şekilde karşılanacağına işçi ve işveren arasında birlikte belirlenir. Bu düzenlemenin ve belirlemenin yapılması ,özel hayatın gizliliği ve korunmasında, işverenin olası müdahalelerinin engellenmesine zemin oluşturacaktır. Ancak olumsuz yön olarak işverenin iş edimine yönelik işçiye masraf yaptırabilmesini de engellememiştir. Uzaktan çalışmanın yapılacağı yerin belirlenmesi iş sağlığı ve güvenliği kurallarına göre de önem arz etmektedir.   Peki malzeme ve iş araçlarının teminini her koşulda işveren mi karşılamalıdır? Bu konu akıllarda oluştuğu gibi kısıtlı olarak düzenlenmemiştir. Yönetmeliğin 7. Maddesinde düzenlenen bu hususta, sözleşmede aksi kararlaştırılmamış ise işveren tarafından sağlanmasının esas olduğu belirtilmiştir. Emredici bir kural olmayan bu durumun tersi işçi ve işverenin sözleşmelerinde değiştirebileceği bir unsur olarak düzenlenmiştir. Bu malzemelerin nasıl kullanılacağı, bakım ve onarım esasları da ayrıntılı bir şekilde uzaktan çalışan işçiye anlatılır. Malzeme ve iş araçlarının temininin işveren tarafından yapıldığı durumda, sağlanan araç listesinin yazılı olarak işçiye verilmesi gerekmektedir. Bu listenin içerisinde teslim edilen araçların işçiye verildiği tarihteki değerlerinin belirtilmesi gerekmektedir. Verilen liste işçiye ulaştıktan sonra işçi tarafından imzalanmakta ve daha sonra bir nüshası işverene verilmektedir. İş listesinin yazılı olma koşulunun istisnası yönetmelik m.7/2’ de şöyle düzenlenmektedir: “ İş araçlarının listesi, iş sözleşmesi içerisinde veya sözleşme tarihinde iş sözleşmesine ek olarak düzenlenirse ayrıca yazılı belge düzenlenmesi şartı aranmaz. “     İş ediminin yerine getirilmesinden kaynaklanan doğrudan ve zorunlu giderlerin karşılanması, tespit edilmesi sözleşmeyle belirlenir.   Çalışma süreleri nasıl belirlenir? Çalışmanın zaman aralığı ve süresi iş sözleşmesinde belirtilir. Bu sürenin ve zaman aralığının sınırlaması ise mevzuatla sınırlıdır ve yine mevzuata göre değiştirilebilir. Bu durum İş Kanunu m.63 vd. hükümlerinde de düzenlenmiştir.  İş kanunu Çalışma süresi  Madde 63 - Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır. (Ek cümle: 10/9/2014-6552/7 md.; Değişik cümle: 4/4/2015-6645/36 md.) Yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresi; günde en çok yedi buçuk, haftada en çok otuz yedi buçuk saattir. Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu halde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz.   Bu kanun maddesinin içeriği “ İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliğin’ nde” ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Çalışma sürelerinin belirlenmesinden sonra işçi ve işverenleri ilgilendiren en önemli konulardan bir tanesi de fazla çalışmanın nasıl yapılacağıdır. Fazla çalışma işverenin yazılı talebi ile işçiye sunulur. İşçinin mevzuat hükümlerine uygun olarak kabulü ile yapılır. (?)   Verilerin korunmasına ilişkin olarak m.11’de düzenleme getirilmiştir. Yönetmeliğin bu maddesine göre işveren, verilerin korunması için gerekli tedbirleri almalıdır.  İşveren verilerin korunmasına ve paylaşılmasına ilişkin işletme kuralları ve mevzuat hükümleri konusunda uzaktan çalışanını bilgilendirir.  Ve ayrıca işveren korunması gereken verinin kapsamını ve ne anlama geldiğini sözleşmede belirler. Bu konuda iş verenin yaptığı işletme kurallarına uzaktan çalışan uymak zorundadır.   İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin olarak düzenleme neyi gösteriyor? İş veren, uzaktan çalışanını iş güvenliği için aldığı önlemler hakkında bilgilendirmek, gerekli eğitimi vermek, sağlık gözetimini sağlamak ve sağlanan ekipman ile ilgili olarak önlemleri almak zorundadır. Sayılan bu maddelere aykırı hareket edildiğinde ise işverenin kusur sorumluluğu ortaya çıkacaktır.  Bunun yanı sıra burada işverenin güvenliğini sağladığı alan ve çalışmanın meydana geldiği yerin düzenlenmesi çok önem arz etmektedir. Çalışma mekanının belirlenmesi başlıklı 6. Madde burada devreye girmektedir. İş yapılan mekanın önceden tanımlanması durumunda işverenin sorumluluk alanına kısmen de olsa bir belirlilik kazandırmaktadır ve ayrıca uzaktan çalışanın iş kazasını kanıtlamasına nispeten kolaylık sağlayabilecektir. Bunu şu şekilde açıklamak gerekirse: “İş kazası , iş yerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olayı ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır. İş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, işçinin iş edimini yerine getirirken karşılaşacağı olası risk ve kazaları en aza indirmek amacını haizdir.  Dolayısıyla neden sonuç ilişkisi içerisinde olan bu durumda iş kazası iki şekilde meydana gelebilecektir birincisi  işin yapıldığı yerde ikincisi ise işin yürütümü nedeniyle. Bu ikisinde de iş kazası meydana geldiğinde uyuşmazlık halinde işçinin uzaktan çalıştığı yerde veya  işin yürütümü sırasında zarara uğramış olduğunu kanıtlaması gerekecektir. Bu iki halin önceden m.6 ya göre belirlenmediği bir alanda kapsam alanı belirlenmeden ispatlanmaya çalışılacak olması hayatın olağan akışına aykırı olacaktır.   Uzaktan çalışmanın yapılamayacağı işler başlıklı 13. maddenin birinci fıkrasında tehlikeli maddeler ve radyoaktif maddeler ile çalışılması, işlenmesi veya bu maddelerin atıklarıyla çalışılması veya işlenmesi ayrıca biyolojik etkilere neden olacak maddelerle ilgili olarak çalışmayı olarak emredici şekilde saymıştır. Yukarıda sayılan bu hallerin hem uzaktan çalışanın hem de muhtemel aile üyelerinin sağlığı adına yasaklanmıştır ki zaten ev gibi bir çalışma ortamında, gözetimden çok uzakta, tehlikeli maddenin kullanılması durumunda  işverenin o mekanın sağlığını ve güvenliğini sağlaması da olanaksız olacaktır. Aynı maddenin takip eden fıkrasında ise bu zorunluluk keskin değil belirlenebilir kılınmıştır.   Uzaktan çalışmaya nasıl geçiş yapılabilir? (Home office) Uzaktan çalışmaya geçme, işçi ile işveren arasında doğrudan ilk işe girme anında uzaktan çalışmaya yönelik kurulabileceği gibi sonrasında da hali hazırda var olan iş sözleşmesinin işçi ve işverenin anlaşmasıyla uzaktan çalışma sözleşmesine dönüştürülmesi ile de olabilmektedir. Uzaktan çalışmaya normal olağan çalışma düzeninden geçiş yapılmak istendiğinde önümüze iki yol bulunmaktadır. Birincisi işçinin uzaktan çalışmaya geçmek istemesi ikincisi ise zorlayıcı nedenlerle geçme halleridir. İlkinde işçi, uzaktan çalışma talebini yazılı şekilde yapmalıdır. Bu talebi işyerinde belirlenen usulce işveren değerlendirir. Değerlendirmesinde işin ve işçinin uzaktan çalışmaya uygunluğunun yanı sıra şahsi kıstasları da etkili olmaktadır. Talebe ilişkin değerlendirme talebin yapıldığı usul ile 30 gün içerisinde işçiye bildirilmesi esastır. Talebin kabul edilmesi halinde sözleşme yönetmeliğin 5. Maddesinde belirlenen hususlara uygun olarak düzenlenir. Talebi doğrultusunda uzaktan çalışmaya geçiş yapan işçi yeniden yazılı talebi işyerinde çalışmak istediğini işverenine ulaştırabilir. Bu durumda işçinin talebi öncelikli olarak değerlendirilecektir.   İkincisinde ise dikkat çeken unsur işçinin talebi veya onayı aranmaksızın geçiştir. Burada mevzuatta sayılan zorlayıcı nedenlerden biri dolayısıyla iş yerinin bir bölümünün veya tamamının uzaktan çalışmaya geçmesi durumu düzenlenmiştir. Mevzuattaki zorlayıcı nedenler İş Kanunu m.24ün 3. Bendinde ve 25.maddenin 3. Bendinde düzenlenmiştir. İş yerindeki çalışmanın zorlayıcı nedenlerle uzaktan çalışmaya geçmesi istisnai olarak düzenlenmiştir. Bu durumda iş kanununun ilgili maddeleri dikkate alındığında zorlayıcı nedenlerin olması ile uzaktan çalışmaya geçiş yapılmasında işçi onay vermez ve çalışmak istemez ise haklı fesih sebepleri akla gelebilecektir.   Stj.Av. Aysu Oral İletişim için tılayınız
Genel Hukuk
By Av. Mustafa Kemal Batur / 12 Mayıs 2021

Sokağa Çıkma Yasağı ve Kesilen Cezaların İptali

  Dünyayı kasıp kavuran ve ağır sonuçlara sebep olan Corona Virüsü, 11 Mart 2020’de ülkemizde de tespit edilmiştir. Yapılan tespitin akabinde ülke genelinde hastalığın yayılmasının önlenmesi ve hastalığa yakalananların hastanelerdeki tedavisinin sağlanabilmesi amacıyla pek çok tedbir alınmıştır. Bu tedbirlerin en dikkat çekenlerinden birisi ise sokağa çıkma yasağıdır. Bahse konu önlem kapsamında sokağa çıkan vatandaşlara idari para cezaları kesilmekte ve bu ceza asgari ücretten fazla olması dolayısıyla halk üzerinde büyük baskı yaratmaktadır.   Peki kesilen bu cezalar hukuka uygun mudur, değilse iptal edilebilirliği var mıdır? Tabi ki iptal edilebilirliği bulunmaktadır. Şöyle ki; İdari para cezalarının gerekçesinde genel olarak 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 27 ve 72 . maddeleri gösterilmektedir. Ancak hem gerekçe olarak gösterilen kanun maddelerinde hem diğer kanunlarımızın maddeleri içerisinde açıkça halk sağlığını korumak için düzenlenmiş bir sokağa çıkma yasağı tedbiri bulunmamaktadır. Dolayısıyla kanunda yazılı olmayan tedbire dayanılarak verilmiş bir idari para cezası kanunilik ilkesine aykırı olması dolayısıyla iptal edilebilir. Ancak cezaya yapılan itirazın temelinin kanuna dayandırılması ve sübjektif olmaması büyük önem arz etmektedir. Bunun yanı sıra itiraz edilecek bir diğer husus ise cezanın kim tarafından kesileceğine ilişkin olabilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz kanunilik ilkesine aykırılığa ilişkin itirazımız, genel halk sağlığının korunmasının sebep gösterilmesi sonucu kabul edilmez ise bizim usule ilişkin olarak da itiraz hakkımız mevcuttur. Her ne kadar polis ve jandarma cezaların kesilmesinde aktif rol almakta ise de aslında polis ve jandarmanın yalnızca tespit etmek için tutanak tutma görev ve yetkisi bulunmaktadır. Dolayısıyla kolluk kuvvetleri sadece tespit tutanağı düzenler ancak ceza kesemezler. Bahse konu İdari para cezasını kesme yetkisi ise valiliklere aittir. Bu da şu usule uyulması halinde mümkündür, öncelikle il umumi hıfzıssıhha meclisi sokağa çıkma yasağı kararı almışsa veya Sağlık Bakanı bu kararı almışsa, bu kararlar önceden halka bildirilir, bu karara aykırı davranış tutanakla tespit edilir, bu tutanağa ilişkin olarak valilik cezayı uygular. Bu usule aykırı olarak uygulanmaya çalışılan cezalar yine iptal ettirilebilir. İdari Para Cezanın iptali için nereye başvurulması gerekmektedir? Sokağa çıkma yasağı kapsamında tarafına idari para cezası kesilen bir kişi ceza tutanağının kendisine tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde  Sulh Ceza Hakimliğine itiraz edebilir. Kesilen ceza kişinin yüzüne karşı kesilmiş ve tutanak imzalatılmış ise cezanın tebliği beklenmeden 15 gün içerisinde itiraz edilmelidir. Bu süre içerisinde itiraz edilmez ise idari para cezası kesinleşir. Kesilen para cezasının iptali için verilen bu süreyi mücbir sebep dolayısıyla kaçıran kişiler, sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç 7 gün içerisinde kesinleşmeye itiraz edebilir. İtiraz dilekçesinde, kişilerin haklılığını kanıtlamaya yönelik delillerini ve sebeplerini açıklamak suretiyle sunmaları gerekmektedir. İtiraz süreci açıkça 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu m.27 ‘de düzenlenmiştir.     Stj. Av. Aysu Oral
İcra ve İflas Hukuku
By Av. Mustafa Kemal Batur / 08 Mayıs 2021

Kripto Para ve Borsa Hesabı Haczi

Tarihte Lidyalılar tarafından bulunan para günümüzde teknolojik gelişmeler ile birlikte değişen şartlarla birçok evrim yaşamıştır. Para önce devletlerin otoritesine girmiş ardından kredi kartı, banka kartı gibi elektronik ortamlarda kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde ise gelişen teknoloji ile kripto paralar ortaya çıkmıştır. Kripto paraların büyük bölümü bir merkeze veya hiçbir ulusa bağlı olmayan blockchain teknolojisi kullanılan dijital para birimidir. Kripto paralar henüz birçok ülke tarafından tam olarak belirli bir statüye konmuş olmasa da, dünya çapında büyük bir işlem ve para hacmine sahiptir. Bu sebeple bazı ülkeler kripto paralara ön yargılı yaklaşımlar sergilerken bazı ülkeler ise kripto paralara karşı daha olumlu yaklaşmıştır. Ülkemizde, kripto paraya olan ilgi gün geçtikçe artmakta ve ekonomik olarak büyük bir piyasa haline gelmektedir. Ülkemizde kripto para piyasası için henüz bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle hukuki bir zemini olmayan kripto paralara karşı devletimiz hukuki bir zemin oluşturma çalışmaları içerisindedir. Kripto para piyasasında yatırımları bulunan kişiler ellerinde bulundurdukları kripto paraları miras olarak bırakabilirler. Bu sebeple aslında ülkemizde hukuki bir zemine oturmaya başlamıştır. Fakat kripto paralar için menkul kıymet olarak alım – satımda mı kullanılacağı yoksa emtia olarak mı kullanılacağı devlet tarafından henüz yasal bir zemine oturtulmamıştır. Fakat son dönem uygulamalarda kripto para borsası üzerine icra daireleri tarafından haciz işlemi uygulanmaktadır. İcra daireleri, Türk kripto para borsalarında borçlunun bilgilerini ve hesaplarına erişimi hakkına sahiptir. Bununla birlikte kripto paralar yasal bir düzenleme yapılmamış olmasına karşın Türk kripto borsalarında haciz işlemi gerçekleştirebilir. İcra İflas Kanunu 89.maddesi gereğince kripto borsa piyasalarına haciz ihbarnamesi gönderilerek borçlunun hesaplarına haciz işlemi uygulanmasını ve bu şekilde haciz işleminin tatbik edilmesini isteyebileceklerdir. Kripto para piyasalarında borçlunun, borç miktarı kadar olan kısmına bloke işlemi uygulanmalıdır. Borç miktarını aşan kısım için haciz işlemi uygulanamayacaktır.     Ülkemizde Bulunan Kripto Borsaları   ENKOİN YAZILIM TEKNOLOJİLERİ COİNZO TEKNOLOJİLERİ ELİPTİK YAZILIM VE TİCARET BN TEKNOLOJİ A.Ş. BİTEXEN TEKNOLOJİ PAPELEKS TEKNOLOJİ NARKASA YAZILIM TİCARET PARONEX TEKNOLOJİ YAZILIM KOİNİM BİLİŞİM ICRYPEX BİLİŞİM BİLİRA TEKNOLOJİLERİ BİTAY TEKNOLOJİLERİ SANAYİ TİCARET B FINTECH BİLGİ TEKNOLOJİLERİ LTD BİTLO TEKNOLOJİ PARİTEX TEKNOLOJİ VE YAZILIM HİZMETLERİ PARİBU TEKNOLOJİLERİ TRADER TECHNOLOGY BİLGİ VE İLETİŞİM HİZMETLERİ İKİPARA TEKNOLOJİLERİ BİTCİ TEKNOLOJİLERİ VEBİTCOİN TEKNOLOJİLERİ DANIŞMANLIK VE DIŞ TİCARET TOMYA TEKNOLOJİ MAKPORA TEKNOLOJİ TİCARET OM TEKNOLOJİ FİNTECH BİLGİ TEKNOLOJİ YAZILIM KANYON KURUMSAL HİZMETLER KOİNEKS TEKNOLOJİ TROYA KURUMSAL HİZMETLERİ HELENEX BİLİŞİM BITTURK BİLİŞİM VE TİCARET KH TEKNOLOJİ GÜNEY NET İLETİŞİM HİZMETLERİ VE TİCARET NARYEX BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ TİCARET SUPERPAY TEKNOLOJİ     Stj. Av. Reha Özer
Genel Hukuk
By Av. Mustafa Kemal Batur / 01 Şubat 2021

Malvarlığı ve Miras Hukuku Kapsamında Dijital Miras

Yargı kararlarında ve doktrinde kendine yer bulmaya başlamış dijital malvarlığı ve dijital miras, özellikle zamanın ruhu göze alındığında üzerinde özenle durulması gereken kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelişen teknoloji ve bu teknolojinin yarattığı pazar göz önünde bulundurulduğunda hususiyetle üzerinde durulması gereken bu kavramlar, ileride yaşanabilecek hukuki uyuşmazlıklara hazırlıklı olabilmemizi sağlayacaktır. Bununla birlikte hukukun ne kadar dinamik bir alan olduğunu da bize gösterecektir.

Teknolojik ilerlemeler neticesinde, kişiler sosyal medyayı ve interneti son derece yoğun kullanır hale gelmiştir. Bu kullanım kişilere maddi kazanç kaynağı olmuş hatta tek geçim kaynakları sosyal medya haline gelmiştir. Bununla birlikte, elektronik para birimlerinin (bitcoin, etherium, ripple ve diğer altcoinler) bir yatırım aracı haline gelmiştir. Kişilerin elektronik cüzdanlarında yüklü meblağların bulunmasına, fiziksel olarak sahibi olunmayan elektronik paraların bir alışveriş sujesi haline gelmesine sebep olmuştur.

Öncelikle açıklamak gerekir, bu alan öyle bir alandır ki anayasada kendine yer bulmuş olan özel hayatın gizliliği, haberleşmenin gizliliği, mülkiyet ve miras haklarının bir bakıma kesişimi niteliğindedir. Dijital mirasın hukuki bir zemine oturtulmaması halinde bu haklardan birinin yahut birkaçının zarar göreceği açıkça ortadadır. Örnek vermek gerekirse, ölen kişinin Instagram hesabının mirasçılarına intikal edecektir. Instagram platformunun mesajlaşmaya olanak sağladığı da göz önüne alınacak olursa, hukuka aykırı yapılmış bir intikal söz konusu olabilir. Müteveffa ile bu platform aracılığıyla iletişime geçmiş kişilerin özel hayatlarının gizliliği ve haberleşmelerinin gizliliğinin ihlal edildiği söylenebilecektir.

Herhangi bir mal üzerinde bir hakkı varlığı, ancak ona sahip kılınan kişinin varlığına bağlanmış bulunmaktadır. O halde kişi öldüğü veya ölüme denk tutulan bir halde bulunduğunda ne olacaktır? Başka bir deyişle hak sahibi olma yeteneğini yitirdiği, kişiliği sona erdiği zaman, onun sahip olduğu hakları, borçları ve diğer özel hukuk ilişkileri ne olacaktır? İşte bu soruya cevap veren hukuk dalı miras hukukudur.

Her ne kadar istisnaları bulunuyor olsa da, kural olarak malvarlığı hukuku ile ilgili ilişkilerin tümü miras hukukuna konu olur. Miras hukukunun ilk ve en önemli amacı, ölümünden itibaren kişinin malvarlığı hukukuna ait, başka bir deyişle ekonomik değeri olan ve dolayısıyla para ile ölçülebilen ilişkilerin geleceğini belirleme, yani onların, mirasçılarına geçişini düzenlemektir.

Türk Medeni Kanununun 599. maddesine göre “Mirasçılar, mirasbırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak, kanun gereğince kazanırlar. Kanunda öngörülen ayrık durumlar saklı kalmak üzere mirasçılar, mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını, diğer malvarlığı haklarını, taşınır ve taşınmazlar üzerindeki zilyetliklerini doğrudan doğruya kazanırlar ve mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olurlar.” Kural olarak, bir kişinin ölümünden sonra intikale elverişli, devri mümkün olan özel hukuk ilişkileri mirasçılarına geçmekte fakat kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları ölümle son bulmaktadır. Bu sebeple, bir hakkın miras yoluyla intikalinin mümkün olup olmadığı konusunda tereddüt bulunması halinde kıyas yoluyla ve yorum yaparak söz konusu hakkın intikale elverişli olup olmadığı hakkında inceleme yapılmalıdır ki, dijital malvarlığı işte tam da böyle bir çizgide bulunmaktadır.

Öncelikle, salt şahsi kullanım amaçlı sosyal medya hesaplarının incelemesi yapılacak olursa, Facebook gibi sitelerin “ölümden sonra hesap şifrelerinin paylaşılacağı kişiler”in seçiminin sağlanabilmesi imkanını sunduğu görülebilecek olsa da, bu şekilde yapılacak bir intikalin hukuken karşılığı bulunmamaktadır. Ölüme bağlı tasarruf niteliği taşıyan bu isteğin, kanuna uygun olarak yapılması gerekir ve bahse konu usul kanunumuzda öngörülmüş bir usul değildir. Ancak, bu hesapların özel anı niteliği taşıyan eşya niteliğinde kabul edilerek kanuni mirasçılarına intikal ettirilmesi gerekliliği doktrinde tartışılmaktadır. Ayrıca, Alman Federal Yüksek Mahkemesince verilen bir kararda, dijital materyallerin mektup ve günlük gibi değerlendirilerek mirasçılara intikal etmesi gerektiğine dijital miras kapsamında karar verilmiştir.

Bununla birlikte, maddi kazanç elde edilen sosyal medya hesaplarını da incelemek gerekir ki, kanımızca elektronik para cüzdanlarına erişim ve bunların intikali, icloud hesabı ve bu hesaba bağlanmış başkaca hesapların şifreleri de bu kapsamda sayılacaktır. Bilindiği üzere günümüzde sosyal medya hesapları tıpkı bir ticaret malıymışcasına satış sözleşmesine konu olabilmektedir. Hal böyleyken, murisin ölümünden sonra bu hesapların mirasçılara dijital miras olsa da intikal etmesi gerekliliği açıktır.

Her ne kadar malvarlığı kavramı ve algısı, “fiziksel” olanı düşünmemize sebebiyet veriyor olsa da, bu algının ve kavramın değişmesi gerekliliği hasıl olmuştur. Dijital dünyada algı sınırlarını zorlayacak derecede büyük bir maddi kazanç sağlama imkanı bulunmaktayken, dijital malvarlığını yok saymanın artık mümkünatı kalmamıştır. Bu sebeple, hukukun ve mevzuatın değişen ihtiyaçlara uyum sağlamasıyla, bu nev’iden malvarlıklarının da külli haleflere intikal etmesi gerektiği kanısındayız.

Av. Gizem Bölükbaşı

İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 27 Ocak 2021

Türk vatandaşlığının kazanılması ve emsal niteliğinde iptal kararı

Türk vatandaşı ile evlenen yabancı uyruklu kişiye vatandaşlık başvurusunda olumsuz (red) kararı veilmiştir. Türk vatandaşlığının kazanılması için açılan iptal davası ile verilen adeta emsal niteliğinde önemli bir karardır. Kararda aynı zamanda aile birliğine ve Anayasaya değinilmiştir. Önemli bir iptal davası ve akabinde verilen iptal kararıdır. Kişinin dava sonunda vatandaşlık kazanmasına karar verilmiştir.    DAVACI : xx xx VEKİLİ : AV. MUSTAFA KEMAL BATUR DAVALI : İÇİŞLERİ BAKANLIĞI VEKİLİ : HUKUK MÜŞAVİRİ xx xx -Aynı adreste DAVANIN ÖZETİ : xx uyruklu olan davacı tarafından, evlenme yoluyla vatandaşlığa alınması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin xx tarih ve xx sayılı işlemin; Türk Vatandaşı xx xx ile xx xx tarihinde evlendiği, bu evlilikten bir çocuklarının bulunduğu, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 16. maddesinin 1. fıkrasındaki bütün şartları taşıdığı ileri sürülerek iptali istenilmektedir. SAVUNMANIN ÖZETİ : Davacının ve eşinin xx xx tarihinde sonra Bank Asya'da hesap hareketlerinin bulunduğu, davacının eşinin doğrudan örgütsel faaliyetine rastlanılmadığı ancak FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı şahıslara müzahir olabileceği yönünde bilgiler elde edilmesi üzerine davacının vatandaşlık talebinin reddedildiği belirtilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.   TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Ankara xx. İdare Mahkemesi'nce duruşma için önceden belirlenen xx tarihinde davacı vekili Av. Tuğçe Hacer Aslan'ın ve davalı idareyi temsilen xx 'ın geldiği görülerek, taraflara usulüne uygun söz verilip açıklamaları dinlendikten sonra kararın daha sonra tebliğ edileceği belirtilerek duruşmaya son verildi. Dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü: Dava, xx uyruklu olan davacı tarafından, evlenme yoluyla vatandaşlığa alınması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin xx xx tarih ve xx sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Ailenin korunması ve çocuk hakları" başlıklı 41. maddesinde, "Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır." düzenlemesine yer verilmiştir. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun "Türk Vatandaşlığının Evlenme Yoluyla Kazanılması" başlıklı 16. maddesinde; " (1) Bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir. Başvuru sahiplerinde; a) Aile birliği içinde yaşama, b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama, c)Millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama, şartları aranır. (2) Başvurudan sonra Türk vatandaşı eşin ölümü nedeniyle evliliğin sona ermesi halinde birinci fıkranın (a) bendindeki şart aranmaz. (3) Evlenme ile Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde evlenmede iyiniyetli iseler Türk vatandaşlığını muhafaza ederler." hükmü öngörülmüştür. Öte yandan, Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 25. maddesinde; "(1) Kanunun 16 ncı maddesinde sayılan şartları taşıyanlar evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir. (2) Başvuruda bulunan yabancı hakkında müracaat makamlarınca araştırma yapılır. Araştırma sonucunda yabancının; a) Bir Türk vatandaşı ile üç yıldan beri evli olmadığı, b) Evliliğin boşanma veya müracaat tarihinden önce ölüm gibi nedenlerle son bulduğu, c) Herhangi bir suçtan dolayı yargılamasının devam ettiği veya hükümlü ya da tutuklu olduğu, ç) 26 ncı madde uyarınca istenen belgeleri ibraz edemediği, anlaşıldığı takdirde başvurusu kabul edilmez ve bu hususta ilgilisine gerekli tebligat yapılır..." hükmü, 26. maddesinde; (1) Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunan yabancı adına müracaat makamlarınca aşağıda belirtilen belgelerden oluşan dosya düzenlenir: a) İsteği belirten form dilekçe. b) Türk vatandaşı eşe ait müracaat makamlarınca sistemden alınan nüfus kayıt örneği. c) Kişinin hangi devlet vatandaşı olduğunu gösteren pasaport veya benzeri belge, vatansız ise temininin mümkün olması halinde buna ilişkin belge. ç) Kişinin kimlik bilgilerini gösteren doğum belgesi veya nüfus kayıt örneği gibi belge. d) Yerleşim yeri Türkiye’de bulunuyor ise en son tarihli ikamet tezkeresi. e)Herhangi bir suç nedeniyle hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı bulunuyor ise onaylı bir örneği. f) Kişinin doğum tarihinin ay ve günü bulunmuyorsa, doğum tarihinin tamamlanması için ülkesinin yetkili makamlarından alınmış belge, belgenin temin edilememesi halinde ise 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 39 uncu maddesi gereğince işlem yapılmasını kabul ettiğine dair imzalı beyanı. g) Hizmet bedelinin Maliye veznesine yatırıldığını gösteren makbuz." hükmü, 27. maddesinde; "(1) Evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen ve başvuruda aranan şartları taşıdığı anlaşılan yabancı adına 26 ncı maddede belirtilen belgelerden oluşan dosya düzenlenir ve yabancı hakkında il emniyet müdürlüğünden soruşturma yapılması istenir." hükmü, 28. maddesinde; "(1) İl emniyet müdürlüğünce evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancının; a) Aile birliği içinde yaşayıp yaşamadığı, b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak şekilde fuhuş yapmak ve fuhuşa aracılık etmek gibi davranışlarının olup olmadığı, c) Türk vatandaşlığını kazanmasında millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir halinin bulunup bulunmadığı,mhususları araştırılır ve oluşan olumlu veya olumsuz kanaat soruşturma formuna açık bir şekilde yazılır. Soruşturma formuna soruşturmaya ilişkin tutanaklar da eklenir. (2) Soruşturması tamamlanan yabancının dosyası il müdürlüğüne iade edilir. Dosya gerekli inceleme ve araştırma yapılmak üzere il müdürlüğünce komisyona gönderilir." hükmü, 29. maddesinde; "(1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen yabancı ve eşi, komisyon tarafından ayrı ayrı ve birlikte mülakata tabi tutulmak suretiyle evliliğin gerçek bir evlilik ya da Türk vatandaşlığını kazanmak amacıyla yapılmış bir evlilik olup olmadığı araştırılır. (2) Mülakat sonucunda oluşan kanaat evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin mülakat formuna yazılır. İl müdürlüğünce dosya karar alınmak üzere Bakanlığa gönderilir." hükmü , 30. maddesinde; "(1) Türk vatandaşlığını kazanmak isteyen ve başvuru için gerekli şartları taşıyan yabancı adına 26 ncı maddede belirtilen belgelerden oluşan dosya düzenlenir. (2) Konsolosluk işlemlerinden sorumlu muavin konsolos veya daha üst yetkili tarafından yabancı kişi ve eşi ayrı ayrı ve birlikte, evliliğin gerçek bir evlilik ya da Türk vatandaşlığını kazanmak amacıyla yapılmış bir evlilik olup olmadığının tespiti için mülakata tabi tutulur. (3) Mülakat sonucunda oluşan olumlu veya olumsuz kanaat evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasına ilişkin mülakat formuna açık bir şekilde yazılır. (4) Yabancının bulunduğu devletin kanunları izin verdiği takdirde sabıka kaydı istenir ve yabancının Türk vatandaşı eşi ile evlilik kaydının resmi makamlarda bulunup bulunmadığı araştırılarak elde edilen bilgi ve belgeler dosyaya eklenir ve karar alınmak üzere Bakanlığa gönderilir." , ''Araştırma, soruşturma ve geçerlilik süresi'' başlıklı 72. maddesinin 5. fıkrasında ise, "İlgili kurumlarca yapılan araştırma sonucunda Anayasa ile kurulu devlet düzenini yıkma yolunda faaliyette bulunduğu, bu faaliyetlerde bulunanlarla işbirliği yaptığı veya bunları maddi olarak desteklediği, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı yurt içinde veya dışında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarla ilgili faaliyetlerde bulunduğu, isyan, casusluk ve vatana ihanet suçlarına katıldığı, silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı, insan kaçakçılığı ve insan ticareti yaptığı veya bunlarla ilişki içerisinde bulunduğu tespit edilenler ile taksirli suçlar hariç olmak üzere ertelenmiş, zamanaşımına uğramış, hükmün açıklanması geriye bırakılmış, paraya çevrilmiş veya affa uğramış olsa dahi, altı aydan fazla hapis cezası alanlar Türk vatandaşlığını kazanamaz. "İlgili kurumlarca yapılan araştırma sonucunda Anayasa ile kurulu devlet düzenini yıkma yolunda faaliyette bulunduğu, bu faaliyetlerde bulunanlarla işbirliği yaptığı veya bunları maddi olarak desteklediği, Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğüne karşı yurt içinde veya dışında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarla ilgili faaliyetlerde bulunduğu, isyan, casusluk ve vatana ihanet suçlarına katıldığı, silah ve uyuşturucu madde kaçakçılığı, insan kaçakçılığı ve insan ticareti yaptığı veya bunlarla ilişki içerisinde bulunduğu tespit edilenler ile taksirli suçlar hariç olmak üzere ertelenmiş, zamanaşımına uğramış, hükmün açıklanması geriye bırakılmış, paraya çevrilmiş veya affa uğramış olsa dahi, altı aydan fazla hapis cezası alanlar Türk vatandaşlığını kazanamaz." düzenlemeleri yer almıştır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri uyarınca, evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılabilmesi için talepte bulunan kişinin öncelikle bir Türk vatandaşı ile en az üç yıldır evli olması, aile birliği içinde yaşaması, evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmaması, millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir halinin bulunmaması ve vatandaşlık için başvuran kişilerin bu şartların tümünü taşıyıp taşımadıklarının tespitinin Yönetmelik hükmü uyarınca İl Emniyet Müdürlükleri tarafından yapılacak detaylı bir araştırma sonucu ortaya konulması gerekmektedir. Dava dosyasının incelenmesinden, xx uyruklu davacının xx xx tarihinde Türk vatandaşı olan xx xx adlı kişiyle evlendiği, bu evliliğinden bir çocuğunun bulunduğu, evlenme yoluyla Türk vatandaşlığına alınma talebiyle xx Valiliği'ne müracaatta bulunduğu, davacı hakkında yapılan araştırma ve inceleme sonucunda mevzuatta aranan şartları taşımadığının değerlendirilerek başvurusunun reddine karar verilmesi üzerine görülmekte olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bakılan davada, davalı idarece davacı ve eşi hakkında hakkında yapılan tahkikat neticesinde düzenlenen formlarda; evliliklerin aile birliğini kurmaya yönelik olduğu, evliliklerinin aynı çatı altında devam ettiği, davacının ahlaki durumunun iyi olduğu ve suç kaydının bulunmadığı ancak davacının ve eşinin xx xx tarihinde sonra Bank Asya'da hesap hareketlerinin bulunduğu, davacının eşinin doğrudan örgütsel faaliyetine rastlanılmadığı ancak FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı şahıslara müzahir olabileceği yönünde bilgiler elde edilmesi nedeniyle davacının milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir halinin bulunduğu gerekçesiyle vatandaşlık talebinin reddedildiği görülmekte ise de; UYAP ortamında yapılan araştırmada davacı ve eşi hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisakı nedeniyle açılan herhangi bir ceza soruşturması veya kovuşturması bulunmadığı, yine davacıya ait Bank Asya hesap hareketleri incelendiğinde; FETÖ/PDY terör örgütüne yardım mahiyetinde herhangi bir kayda rastlanmadığı ve dava dosyasında davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibatlı veya iltisaklı olduğunu gösteren başkaca somut bir bilgi veya belge bulunmadığı anlaşıldığından davacının mili güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir halinin bulunduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 10.maddesinde, aranan şartları taşımanın vatandaşlığın kazanılmasında kişiye mutlak bir hak sağlamayacağı kurala bağlanmak suretiyle Devletin hükümranlık hakkının doğal bir sonucu olarak yabancıları Türk Vatandaşlığına kabul edip etmeme konusunda idarenin takdir yetkisi bulunduğu açıktır. Bu yetkinin ancak kanunun temel ilkeleri, kamu yararı ve hizmet gerekleri gözardı edilerek kullanıldığının kanıtlanması ya da idari yargı merciince saptanması halinde, dava konusu edilen idari işlemin sebep ve maksat yönlerinden hukuka aykırılığı sebebiyle iptalini gerektireceği kuşkusuzdur. Bütün idari işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirme hedefine yönelmek durumunda olduğundan idari işlemin amaç unsuru bakımından hukuka aykırı sayılabilmesi için idari işlemin tesis edilmesinde kamu yararı dışında bir amacın gözetilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarında kamu yararı kavramından ne anlaşılması gerektiği "genel olarak, bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarar" şeklinde ifade edilmiştir. Bu durumda, evlilik yoluyla Türk Vatandaşlığını kazanmasına engel bir mahkumiyeti bulunmayan xx uyruklu davacının 5901 sayılı Kanun'un 16. maddesinde öngörülen aile birliği içinde yaşadığı, evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmadığı, milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali olmadığı, soruşturma ve mülakat formlarında evlilikleri ile ilgili değerlendirmelerin olumlu olduğu, davacının eşinden bir çocuğunun bulunduğu dikkate alındığında, Anayasanın yukarıda metni verilen 41. maddesi ile güvence altına alınan aile birliğinin zarar görebileceği sonucuna varıldığından, davacının vatandaşlık başvurusunun reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu, çocukların korunması bağlamında hakkaniyetle bağdaştırılamayacağı sonucuna varılmıştır. Nitekim Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10.İdari Dava Dairesi'nin 02.10.2019 tarih ve E:2019/1476, K:2019/1591 sayılı kararı da bu yöndedir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin İPTALİNE, aşağıda dökümü yapılan 410,55 TL yargılama gideri ile karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca duruşmalı işler için belirlenen 2.590,00 TL vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, artan posta avansının kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne istinaf yolu açık olmak üzere, xx xx tarihinde oybirliğiyle karar verildi.     Başkan ALİ ÜN 38451 Üye RÜYA GÜMÜŞBOĞA TEPE 195097 Üye MEHMET YİLMAZ 182350 t
İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 27 Ocak 2021

Olumsuz güvenlik soruşturması ve iptal kararı. Emsal karar niteliğinde

Kamu görevinden yakını veya yakınları nedeniyle ilişiği kesilen kişi için açılan emsal nitelikte önemli bir karar. Bir kimsenin bir başka kişinin durumu nedeniyle güvenlik soruşturmasının olumsuz olmaması gerektiği ve ilişiğinin kesilmesinin hukuksuz olduğuna dair verilen adeta ders niteliğinde bir iptal kararıdır. Suç ve cezanın şahsi olması hukukun olmaz olmaz kuralıdır.     DAVACI :xx xxxx VEKİLİ : AV. MUSTAFA KEMAL BATUR Akar Cad. No:3/58 İtower Plaza Bomonti Şişli/İSTANBUL DAVALI :MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI/ANKARA VEKİLİ :AV. Xx xxx-Aynı adreste.   DAVANIN ÖZETİ :Kara Kuvvetleri Komutanlığı Balıkesir Astsubay Meslek Yüksek Okulunda muvazzaf astsubay adayı/kursiyer olarak eğitim almakta davacının, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığından bahisle Astsubay Temel Kursundan çıkarılmasına ilişkin xx tarihli işlem ile xx tarihli maaş iadesi konulu işlemin; ilişik kesme belgesinin kendisine verilmediği, hangi gerekçeyle ilişiğinin kesildiğinin belirtilmediği, kendisinin ve ailesinin sakıncalı bir halinin bulunmadığı, tesis edilen işlemin hukuka ve mevzuata aykırı olduğu ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istenilmektedir. SAVUNMANIN ÖZETİ : Dış Kaynaktan Muvazzaf Astsubay Temin Yönetmeliğinin 6. maddesinin 5. fıkrası uyarınca "yapılacak güvenlik soruşturmasından olumlu sonuç almak" şartının bulunduğu, davacının güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmış olması sebebiyle bu şartı sağlamadığı, tesis edilen işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğu ileri sürülerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Balıkesir x. İdare Mahkemesince duruşma için önceden belirlenerek taraflara bildirilen xxx tarihinde, davacı xxx xx ve vekili AV. MUSTAFA KEMAL BATUR ile davalı idare vekili xx 'in geldiği görülerek açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz hakkı verilerek dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü: Dava, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Balıkesir Astsubay Meslek Yüksek Okulunda muvazzaf astsubay adayı/kursiyer olarak eğitim almakta davacının, güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlandığından bahisle Astsubay Temel Kursundan çıkarılmasına ilişkin xx tarihli işlem ile xx tarihli maaş iadesi konulu işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınmaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmü yer almış bulunmaktadır. 4045 sayılı Güvenlik Soruşturması, Bazı Nedenlerle Görevlerine Son Verilen Kamu Personeli ile Kamu Görevine Alınmayanların Haklarının Geri Verilmesine ve 1402 Numaralı Sıkıyönetim Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 1.maddesinde, "Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması; kamu kurum ve kuruluşlarında, yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde devlet güvenliğinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün, iç ve dış menfaatlerin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu gizlilik dereceli birimler ile askeri, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında çalıştırılacak kamu personeli ve ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılır. Devletin güvenliğini, ulusal varlığını ve bütünlüğünü, iç ve dış menfaatlerinin zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeleri ile gizlilik dereceli kamu personeli ile meslek gruplarının tespiti, birim ve kısımların tanımlarının yapılması, güvenlik soruşturmasının ve arşiv araştırmasının usul ve esasları ile bunu yapacak merciler ve üst kademe yöneticilerinin kimler olduğu Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulacak yönetmelik ile düzenlenir." hükmüne yer verilmiştir. 12/04/2000 Tarih ve 24018 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği'nin "Amaç" başlıklı 1.maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı; yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, iç ve dış menfaatlerinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgelerin bulunduğu bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının gizlilik dereceli birim ve kısımlarını belirlemek, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personel hakkında yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasını düzenlemektir.", "Kapsam" başlıklı 2.maddesinde, "Bu Yönetmelik; yetkili olmayan kişilerin bilgi sahibi olmaları halinde Devletin güvenliğinin, iç ve dış menfaatlerinin, ulusal varlığın ve bütünlüğün zarar görebileceği veya tehlikeye düşebileceği bilgi ve belgeleri, bunların toplanmasını ve işlemini yürüten bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili birim ve kısımlarının belirlenmesini, Türk Silahlı Kuvvetlerinde, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde çalışacak personeli, ayrıca bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatlarında sürekli görevlendirilecek bütün personel için yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının esas ve usullerini, bunu yapacak mercileri, hakkında güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yapılacak gizlilik dereceli yerlerde çalışan kamu personeli ile meslek grupları ve üst kademe yöneticilerini kapsar.", "Türk Silahlı Kuvvetlerince yapılacak güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması" başlıklı 9.maddesinde ise "Türk Silahlı Kuvvetlerinin kadro ve kuruluşlarında yer alacak personelin güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması, Türk Silahlı Kuvvetlerince bu Yönetmeliğe uygun olarak hazırlanacak yönerge uyarınca yapılır." düzenlemesine yer verilmiş bulunmaktadır. Öte yandan, Dış Kaynaktan Muvazzaf Astsubay Temin Yönetmeliği'nin "Aranılacak nitelikler" başlıklı 6.maddesinde, "Muvazzaf astsubay adaylarında aranacak nitelikler aşağıda belirtilmiştir: a) Genel şartlar:... 5)Yapılacak güvenlik soruşturmasında olumlu sonuç almak, ..." genel şartlar arasında sayılmış bulunmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, davacının, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın muvazzaf astsubay temini kapsamında yapılan seçim aşaması sınavlarında başarılı olarak dış kaynaktan muvazzaf astsubay adayı olarak Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulunda astsubay temel eğitimine başladığı, astsubay temel eğitimine başlamasından sonra yapılan güvenlik soruşturması sonucunda, davacının kendisi hakkında bir bilgi bulunmadığı, ancak "kardeşi x x hakkında Bank Asya'da hesap açanlar arasında "Hesap Açma Tarihi xx/2015, Müşteri Durumu "Aktif" ibarelerinin yer aldığı, eşi xx xx 'ın babası hakkında xx xx mensubu olduğunun belirtildiği, kaynanası xx xx hakkında xx yılı sonrasında FETÖ /PDY'ye müzahir bankadaki hesabının aktif olduğu,xx/117,36-TL, xx/123,31-TL şeklinde hesabının olduğu" şeklinde istihbari mahiyette bilgilere ulaşıldığından bahisle Milli Savunma Bakanlığı, Üst Değerlendirme Komisyonu tarafından davacının güvenlik soruşturmasının olumsuz olarak değerlendirilmesi sonucunda dava konusu işlem ile astsubay temel eğitimi ile ilişiğinin kesilmesi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bu durumda, hukukun evrensel bir prensibi olan cezai sorumluluğun şahsiliği ve hiç kimsenin başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamayacağı gözönüne alındığında, Devletin güvenliğine tehdit oluşturan örgütlerle bir bağlantısı tespit edilmeyen ve herhangi bir suçtan hüküm giymemiş olan davacının, yakınları ile ilgili istihbari mahiyetteki bilgilere göre güvenlik soruşturmasının olumsuz değerlendirilerek astsubay temel eğitimi ile ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlem ile maaş iadesi konulu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Nitekim, İzmir Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi'nin 16/02/2018 gün ve Y.D İtiraz No:2018/93, 08/03/2018 gün ve Y.D İtiraz No:2018/153, ve 16/02/2018 gün ve Y.D İtiraz No:2018/94, sayılı kararları da bu yöndedir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin İPTALİNE, aşağıda dökümü yapılan 414,25-TL yargılama giderinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen 2.075,00-TL avukatlık ücretinin davalı idare tarafından davacı tarafa verilmesine, posta ücreti avansından artan kısmın kararın kesinleşmesinden sonra davacı tarafa iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren (30) gün içerisinde İzmir Bölge İdare Mahkemesi'nde istinaf yolu açık olmak üzere, xx tarihinde oybirliğiyle karar verildi.     BAŞKAN VEKİLİ BEKİR BOĞA 191809 Üye SALİH FERHAT TOPAZİK 192027 Üye DURSUN YALÇIN 195239    
Şirketler Hukuku
By Av. Mustafa Kemal Batur / 20 Ocak 2021

Çek Nedir ve Karşılıksız Çek

ÇEK NEDİR? Ticari hayatta sıklıkla karşılaşılan ve kullanılan çek, Türk Ticaret Kanunu’ndaki hükümler uyarınca düzenlenen ve ödeme aracı olarak kullanılan bir kıymetli evrak türüdür. Çek, Ticaret Kanunu’nda belirtilen şekil şartlarına uyularak oluşturulabilir. Senet metninde ‘çek’ kelimesi, ödeyecek kişinin ticaret unvanı, düzenleyenin imzası, ödeme tarihi gibi unsurları içermelidir. Ödeme yeri veya düzenleme yerine ilişkin bilgilerden birinin bulunmaması halinde ödeyecek kişinin ticaret unvanında belirtilen yer, ödeme yeri olarak kabul edilir.   ÇEKİ KİMLER NASIL DÜZENLEYEBİLİR? Çekte üçlü bir ilişki söz konusudur. Keşideci çeki düzenleyen kimseye verilen isimdir. Çekte muhatap mutlaka bir banka olmak zorundadır. Çeki düzenleyen kişi yani keşideci çeki kanundaki şekil şartlarına uygun bir şekilde düzenler ve tahsil edilmesi için bir bedel belirler. Belirlenen bu bedelin lehtar olarak isimlendirilen üçüncü bir kişiye ödenmesi veya lehtarın çek bedelini tahsil edebilmesi amacıyla muhataba yetki verir.   ÇEKTE İBRAZ SÜRELERİ Çekte vade yoktur bu sebeple biraz edildiğinde ödenen bir kıymetli evraktır. Ancak ödeme yerlerine göre çekte birtakım ibraz süreleri düzenlemiştir. Çek, keşide edildiği yerde ödenecekse ibraz süresi 10 gündür. Buradan anlaşılması gereken düzenlendiği yer ile ödemesinin yapılacağı bankanın aynı yerde olmasıdır. Aksi durumda yani keşide edildiği yerden farklı bir yerde ödenecekse ibraz süresi 1 aydır. Türkiye’de keşide edilen çek başka bir ülkede ödenecekse aynı kıtada bulunan ülkeler için ibraz süresi 1 ay, farklı kıtalarda yer alan ülkeler için ibraz süresi 3 aydır.   ÇEKTE ZAMANAŞIMI SÜRESİ Çekte zamanaşımı süresi ibraz süresinin bitiminden itibaren 3 yıldır. Zamanaşımına uğramış bir çeke ilişkin olarak icra takibi başlatılması mümkün değildir.   KARŞILIKSIZ ÇEK İbraz süresi içerisinde, bankaya ibraz edilmesine rağmen yeterli karşılığı olmadığından kısmen veya tamamen ödenemeyen çek türüdür. Karşılıksız çek düzenleme fiiline ilişkin cezai yaptırımlar Çek Kanunu’nun 5. Maddesinde düzenlenmiştir. bir yaptırımdan söz edebilmek için suç konusu çekin kanundaki şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmiş olması gerekir. Çekin karşılıksız olduğunun tespit edildiği tarihten itibaren 3 ay içerisinde icra ceza mahkemesine şikâyet yoluyla başvurulabilir. Karşılıksız olduğu tespit edilen çeki düzenleyen kişi hakkında şikâyet üzerine 1500 güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak hükmedilen para cezası, çekin tahsil edilemeyen kısmından daha az olamaz. Mahkeme yargılama sırasında koruma tedbiri olarak çek düzenleme ve çek açma yasağı koyabilir.     YARGITAY KARARLARI Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2020/165E. 2020/794K. ..5941 sayılı Çek Kanunu'nun 5/1. maddesinde düzenlenen "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçunun işlendiği tarih; çekin bankaya ibraz edilerek "karşılıksızdır" işlemine tabi tutulduğu tarihtir. Yükletilen suçun sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu, Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı, CMK'nin 289. maddesinde yer alan hukuka kesin aykırılık hallerinin bulunmadığı ve Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz olunan hükmünün hukuka uygun bulunduğu, Anlaşıldığından, sanık müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden, tebliğnameye aykırı olarak, CMK'nin 302/1. maddesi gereği TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİNE,.’ Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2019/33109E. 2020/796K. ..somut uyuşmazlıkta; İlk derece mahkemesi tarafından, sanıklar hakkında "karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme" suçundan açılan davanın şikayetçinin yetkili hamil olmaması nedeniyle şikayet hakkının düşürülmesine karar verilmiş, müşteki vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonucu; Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince yapılan duruşmalı istinaf incelemesi sonucunda, 21.01.2019 tarihinde, sanıkların eylemlerinin suç oluşturduğu sabit olmakla her birinin ayrı ayrı öncelikle 1150 gün adli para cezasıyla, devamla günlüğü 100 TL'den paraya çevrilerek çekin karşılıksız kalan kısmından az olmamak üzere 115.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına ve güvenlik tedbirlerine dair ilk kez mahkumiyet hükmü verilmiştir. Hükme karşı sanıklar müdafii tarafından yapılan temyiz başvurusu hakkında, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından temyiz isteminin reddine dair ek karar verilmiş ve bu karara karşı da süresinde temyiz başvurusunda bulunulduğu görülmüştür. Dosya henüz temyiz incelemesinde iken, sanıklar müdafii tarafından önce sanıklar Hakkı … ve ... için müştekinin şikayetten vazgeçmesi nedeniyle cezanın düşürülmesinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verildiği, devamla şikayetten vazgeçmenin çek üzerinde müşterek imzası bulunan ... için de sirayet edeceğinden bahisle yapılan talep üzerine yine ilk derece mahkemesi tarafından sanık ... için de şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verildiği ve bu kararlara karşı istinaf yolunun açık olduğu görülmüştür. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine 7165 sayılı Kanunla yeniden düzenlenen CMK'nin 286/2-d maddesindeki şartlar, somut uyuşmazlık bakımından "ilk kez verilen mahkumiyet hükümlerinin tarihi itibariyle" oluşmamıştır. Dolayısıyla, iki dereceli yargılanma hakkı, Bölge Adliye Mahkemesince tesis edilen hükümle sağlanan sanıklar hakkında kurulan hükmün temyize tabi olmadığı anlaşılmakla, Temyiz edilen hükmün, CMK'nin 286/2-e maddesi gereği temyiz edilemez olduğu ve Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek kararın yerinde olduğu saptandığından, TEMYİZ İSTEMİNİN, tebliğnameye uygun olarak, 5271 sayılı CMK'nin 298/1. maddesi gereği REDDİNE  
Genel Hukuk
By Av. Mustafa Kemal Batur / 20 Ocak 2021

Ölünceye Kadar Bakma Akdi Sözleşmesi Nedir?

Türk Borçlar Kanunu’nun 611. Maddesinde düzenlenen Ölünceye Kadar Bakma Akdi, bakım 
borçlusunun bakım alacaklısına belirli bir malvarlığını devretmesi koşuluyla ölünceye 
kadar bakımını üstleneceğini ve gerekli özeni göstereceğini taahhüt eden bir sözleşmedir. 
Nitekim, taraflar arasındaki bu sözleşme her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. 
Ölünceye kadar bakma akdi, şekil şartına tabi olmakla birlikte noter huzurunda resmi 
vasiyetname şeklinde düzenlenmelidir. Diğer yandan, belirli bir malvarlığını devreden 
bakım alacaklısı, devrettiği malvarlığı üzerinde haklarını güvence altına almak amacıyla 
ipotek tesis etme hakkına haizdir.  
Ölünceye Kadar Bakma Akdi 
Madde 611 
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar 
bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona 
devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir. 
 
Bakım Alacaklısının Mirasçıları Bakımından;  
Ölünceye kadar bakma akdinin handikaplarından olan belirli malvarlığı devri, günümüzde 
muvazaalı işlemlere konu olmakla birlikte, birçok mirasçının haklarını mülga etmek amacıyla 
kötü niyetli kişiler tarafından kullanıldığı göze çarpmaktadır. Nitekim, işbu akit ile belirli bir 
malvarlığının yasal mirasçıya veyahut atanmış mirasçıya devredilmesi halinde yasal mirasçı 
artık devredilen malvarlığındaki saklı payının ihlaline ilişkin tenkis talebinde bulunamazlar. 
Ölünceye kadar bakma akdi eğer ki tasarrufun bağışlama olduğunu gizlemek suretiyle 
veyahut mirasçılardan mal kaçırma gibi malvarlığına el koyma amacıyla ifa edilmiş ise akdin 
geçerliliği hakkında birtakım tartışmalar gündeme gelecektir. Ölünceye kadar bakma akdinin 
hukuki gerekçesini bakıma muhtaç olma durumu veya ileride bakıma muhtaç olma durumu 
oluşturmaktadır. Bu sebep dışında kalan hususlar ölünceye kadar bakma akdinin konusu 
oluşturmaz. Yargıtay kararlarında malvarlığı devri, ölçülülük ilkesi ile bağdaştırılmış olup, 
devrin gerçekleşme sırasında terekedeki malvarlığı dikkate alınarak makul sınır gözetileceği 
ifade edilmiştir. Dolayısıyla, devir edilen taşınmazın veyahut taşınmazların bakım borcu ile 
dengeli olması gerekmekle birlikte malvarlığını aşan devir gerçekleşmesi halinde mirasçılar 
tarafından ölünceye kadar bakma akdinin iptali amacıyla asliye hukuk mahkemelerinde dava 
ikame edilebilir. Mirasçıların saklı paylarına halel getirecek bu husus Türk Borçlar Kanunun 
615. Maddesinin 3. Fıkrası uyarınca güvence altına alınmıştır. Nitekim, Avukatlık 
Ortaklığımızca takip edilen davaya ilişkin aşağıda yer verilen verilen karar bu hususa ilişkin 
emsal niteliğindedir.

T.C.

İSTANBUL

2.. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

2015/... E.

‘’..Dava konusu ölünceye kadar bakma sözleşmesinde davacı ve birleşen davanın davacısı mirasçılardan mal kaçırma amacının bulunduğunu bakım amacı güdülmediği iddia edilmektedir. Gerek birleşen dava gerek mahkememizce dinlenen tanık beyanları dikkate alındığında murisin ölüm tarihine kadar davacı ve birleşen davanın davacısı tarafından birlikte bakıldığı ortadadır. Davalı tarafından da ara ara murise yadımdan bulunulduğu tanık beyanları ile sabittir. Ancak bu yardımlar aile hukukundan kaynaklanan ve her çocuğun yapmakla yükümlü olduğu yardımların ötesine geçmemektedir. Yapılan maddi yardımlar ise hali hazırda murisin kira gelirlerinden murisin bu çeşit bir yardıma ihtiyacı olmaması da murisin malvarlığı ve sair gelirleri ile sabittir. Tek başına ölüm tarihine yakın yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi geçersiz olmasa da muvazaa iddialarını destekler niteliktedir. Bu kapsamda murisin bakımını üstlenen başka kişiler bulunduğu, murisin gelirini sağlayacak düzeyde bulunduğu, yapılan kazandırmanın murisin bütün malvarlığı olduğu ve bakım sözleşmesinin ölüm tarihine çok yakın zamanda yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda miras bırakanın mirasçılardan mal kaçırma amacıyla hareket ettiği kanaatine ulaşılmıştır.Türk Borçlar Kanununun 19. maddesi uyarınca “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.”Muvazaa varsa görünürdeki işlem muvazaa nedeniyle geçersiz olur... Dava konusu olayda davalı ile muris arasında imzalanan sözleşme ile asıl amaçlanan murisinin malvarlığının davalıya karşılıksız devridir. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması , resmi şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır. Bu haliyle asıl sözleşme olan ölünceye kadar bakma sözleşmesi muvazaa nedeniyle tarafların asıl amacı olan bağışlama sözleşmesi de şekle aykırılık nedeniyle KESİN HÜKÜMSÜZDÜR. Bu nedenle (..) Noterliğinin (..) tarih ve (..) sayılı “ Ölünceye kadar bakma” akdinin İPTALİNE karar verilmesi gerekmiştir.’’

Genel Hukuk, MAKALELER & MAHKEME KARARLARI
By Av. Mustafa Kemal Batur / 13 Ocak 2021

Savunma Hakkı Nedir? 

Ceza yargılama ilkelerine göre, kişi suçluluğu kesin bir biçimde ispatlanana kadar masumdur. Bu 
sebeple, soruşturma süresi içerisinde “şüpheli”, kovuşturma süresi içerisinde ise “sanık” olarak 
adlandırılır ancak kovuşturmanın usulüne uygun ilerlemesi sonucunda suçluluğu kesin olarak 
kanıtlanmış kişi hükümlü sayılacaktır. 
 
Suçluluğu ispatlanana kadar herkesin masum olduğu düşüncesi masumiyet karinesi olarak 
adlandırılır. Buna göre, savcılar şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine dair yeterli delile ulaşması 
halinde iddianame hazırlayacak, iddianamenin hazırlanmasına kadar ise, hakimliklerden tutukluluk 
gibi kontrol tedbirlerinin alınmasını hakimlikten isteyebilecektir. Bununla birlikte, iddianamenin 
hazırlanması halinde bu iddianame ilgili ceza mahkemesine sunulacak ve kişinin suçluluğu kesin 
olarak kanıtlanana yahut kişi beraat edene kadar sürecektir (Elbette düşme, güvenlik tedbirleri gibi 
kararların da verilebileceği ihtimalini es geçmiyoruz.) Tüm bu süreç esasında kişi hak ve 
özgürlüklerine oldukça yakın temasta olması bakımından tehlikeli addedilebilecek bir sahadır. 
 
Bu sebeple, yargılama esnasında uyulması gereken ilkeler temel insan hakları ölçeğinde 
değerlendirilebileceği gibi net bir kanunla da çerçevelendirilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu 
denilen bu kanunda, kişinin soruşturma yahut kovuşturma evresinde hakkında alınan kararların 
usulüne uygun olarak alınıp alınmadığı konusunda adeta bir denetçi olan ve savcılar ve hakimlerle 
birlikte yargının üç unsurundan biri olan avukatlara ihtiyaç bulunmaktadır. Oldukça hassas olan bu 
alanda “suçsuz kimsenin cezalandırılmaması” yahut “verilen kararların usulüne uygun olarak 
verilmesi” adına yargılama ve soruşturma esnasında avukatın varlığına ihtiyaç duyulmaktadır. 
 
Bazı suçlarda yahut mağdur/şüphelinin şahsi durumuna göre, avukat bulundurulması zorunlu haller 
bulunmaktadır. Bu durumlarda ise avukatsız yapılan işlemler hukuka aykırı olacaktır. Örneğin, 
kasten insan öldürme suçunu ele aldığımızda, bahse konu suçun alt sınırı beş yılın üzerindedir ve bu 
yüzden CMK m. 150/3’e göre, alt sınırı beş yılın üzerinde bir suçlamayla hakkında soruşturma 
yahut kovuşturma var olan bir şüpheli yahut sanığın avukatı bulunması zorunludur. Bu sebeple, 
eğer kendisinin bir avukatı varsa işlemler bu avukatla yürütülür yahut bulunduğu yerdeki baro 
tarafından kişiye bir avukat atanır. Bu avukat zorunlu müdafii olarak da adlandırılmaktadır. 
 
Nihayetinde, yukarıdaki örnekte kasten insan öldürme suçlamasıyla ifadesi alınan bir kişi var 
sayarsak ve bu kişinin ifadesinin yanında avukatının bulunmadığını var sayarsak, bu ifadenin 
hukuken bir geçerliliği bulunmamaktadır. Hatta kişi suçunu bu ifadede ikrar etse yani kabul etse  
dahi, bu ifade hukuken geçerli olmayacağı için kişi tarafından mahkemede kabul edilmemesi 
halinde bu ifade hükme esas alınamayacaktır yani kullanılamayacaktır. 
 
Busebeple,suçuherneolursaolsun,toplumsalhafızadanefretleyeretmişbirşüpheliyahutsanık
olsadahiavukatlatemsiledilmelivesavunmahakkınasaygıduyulmalıdır.Sağlıklı bir yargılamanın
sürebilmesi ancak buna bağlıdır.
Gizem Bölükbaşı
 
 
 
 
Aile Hukuku ve Boşanma Davası
By Av. Mustafa Kemal Batur / 07 Ocak 2021

Evlilik Birliği İçerisinde Eşlerin Özel Hayatı

  Evlenme, ülkemizde karşı cinsten iki insanın yani bir kadın ve erkeğin hayatlarını birleştirmek amacıyla resmi olarak evlendirmeye yetkili kişinin yani evlendirme memurunun önünde evlenmek için kendi iradelerini açıklamalarıyla kurulan aile birliğidir. Kişiler evlilik birliği ile hayatlarını birleştirerek bir arada yaşama kararı alırlar. Ancak her bireyin bir özel hayatı vardır ve özel hayatın gizliliği, korunması Anayasanın 20. maddesi ile güvence altına alınmıştır.  Madde 20 – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.  Hal böyle olunca bakılması gereken unsurlardan biri de eşler arasında özel hayat sınırının olup olmadığıdır. Bu husus özellikle boşanma davalarında diğer eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlarının ispatlaması bakımından eşinin haberi olmadan gizli kamera görüntüsü, ses kaydı ,günlük vb. verilerin delil olarak kullanılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.  Bu sebeple elde edilen bu delillerin özel hayatın gizliliğine aykırı olup olmadığı bu sebeple hukuka aykırı delil niteliği taşıyıp taşımadığı birçok yargıtay kararında tartışma konusu olmuştur. Yargıtay bu konuda 2007 yılında verdiği bir karar ile eşinin özel hayatını ihlal ederek  (ses, görüntü vb.) açılan boşanma davasına sunduğu delilleri her ne kadar Anayasada özel hayatın gizliliğinden bahsedilse de evliliğin yasal yükümlülükler alanı diğer eş için dokunulmaz değildir, birlikte yaşadıkları konutta eşin bilgisi dışında diğer eşin ses kaydı almasını durumun sadakat yükümlülüğüne aykırı olması sebebiyle hukuka uygun bulmuştur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2007/17220E. 2008/13614K. 20.10.2018T. Bir delilin elde edilişi, kişilerin Anayasa ile tanınmış hakların ihlali suretiyle gerçekleşmiş ise, onun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulü gerekeceğinde duraksama bulunmamaktadır. Delilin elde edilişinde hukuka uygunluk nedenleri varsa, o zaman kanuna aykırılık ortadan kalkar. Kuşkusuz Anayasaya göre; herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Ancak, evliliğin yasal yükümlülükler alanı, diğer eş için dokunulmaz değildir. Bu nedenle, eşinin sadakatinden kuşkulanan davacı-davalının, birlikte yaşadıkları her ikisinin de ortak mekânı olan konutta, eşinin bilgisi dışında ses kayıt cihazı yerleştirerek, eşinin aleni olmayan konuşmalarını kaydetmesinde bu suretle sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmayan davranışlarını tesbit etmesinde özel hayatın gizliliğinin ihlalinden söz edilemez ve hukuka aykırılık bulunduğu kabul olunamaz. Ancak Yargıtay yakın tarihli bir kararında bu görüşten ayrılarak yine eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışları sebebiyle açılan boşanma davasında hukuka aykırı bir şekilde elde edilen görüntüyü özel hayatın gizliliğinin ihlali olarak saymış ve kararı bozmuştur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/2359E. 2020/3302K. Mahkemece davacı-karşı davalı kadın tarafından dosyaya delil olarak sunulan CD hükme esas alınarak davalı-karşı davacı erkeğe sadakatsiz davrandığı vakıası kusur olarak yüklenilmişse de, CD'nin erkeğin "Özel hayatının gizliliği" ihlal edilmek suretiyle hukuka aykırı yolla elde edildiği anlaşılmaktadır. Hukuka aykırı delil hükme esas alınamaz. CD'nin hukuka aykırı delil niteliğinde olması sebebiyle davalı-karşı davacı erkeğe sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış vakıasının kusur olarak belirlenmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.  Verilen bu kararlar ışığında değerlendirme yapıldığı zaman bu konuda net bir tutum sergilenmemeli, kişi dayandığı hukuki sebebi başka yollarla ispatlayamıyorsa bu durumda hukuka aykırı elde edilen delille elde edilen menfaat ile karşı tarafın zarar gören menfaati arasında oluşan menfaat çatışması dikkate alınarak bu menfaatler arasında denge kurularak karar verilmesi hakkaniyete daha uygun olacaktır.   Ece Yılmaz     Kaynakça https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=2709&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5 Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2007/17220E. 2008/13614K. 20.10.2018T. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2020/2359E. 2020/3302K. https://www.hukukihaber.net/kararlar/yargitay-aldatma-delili-olarak-sunulan-cd-yi-hukuka-aykiri-h439556.html
1 2 3 20