Blog Son Yayınlar

İş Hukuku
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

Belirsiz Süreli İş Sözleşmesine Göre İhbar ve Süreleri

  1- 4857 Sayılı İş Kanunu’nda İhbar Süreleri : İşi 6 Aydan Az Sürmüş İşçi İçin : 2 Hafta İşi 6 Aydan 1,5 Yıla Kadar Sürmüş İşçi İçin : 4 Hafta İşi 1,5 Yıldan 3 Yıla Kadar Sürmüş İşçi İçin : 6 Hafta İşi 3 Yıldan Fazla Sürmüş İşçi İçin : 8 Hafta   2- 5953 sayılı Basın İş Kanunu’nunda İhbar Süreleri : İşveren Tarafından Fesih Halinde İş İlişkisi 5 Yıl ve Üzeri İse : 3 Ay İş İlişkisi 5 Yıldaz Az İse : 1 Ay İşçi Tarafından Fesih Halinde İş İlişkisinin Süresine Bakılmaksızın : 1 Ay   3- 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nunda İhbar Süreleri : Not: İş sözleşmesi, Deniz İş Kanunu’nun 14. maddesindeki haller dışında(bildirimsiz fesih halleri) altı ay geçmeden feshedilemez. İşi 6 Ay Sürmüş İşçi İçin : 2 Hafta İşi 6 Aydan 1,5 Yıla Kadar Sürmüş İşçi İçin : 4 Hafta İşi 1,5 Yıldan 3 Yıla Kadar Sürmüş İşçi İçin : 6 Hafta İşi 3 Yıldan Fazla Sürmüş İşçi İçin : 8 Hafta   Not: İhbar süresine uyulmadan sözleşmenin feshedilmesi halinde bildirim süresine ait ücret talep halinde karşı tarafa ödenir. Bildirim süresini beklemeksizin iş sözleşmesinin feshedilebileceği haller saklıdır.
İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

Yine ÖSYM, Yine Mağduriyet

15.02.2014 

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Kurumu, İngilizce sınavlarına olan yakın ilgisini 14 Şubat 2014 tarihinde yaptığı bir duyuru ile yeniden gündeme getirdi.   ÖSYM, 23 Temmuz 2013 de yaptığı bir düzenleme ile binlerce kişiyi mağdur etmişti. Açılan davalar sonucunda kurum hatasını geç olsa da anlamış, mağdur ettiği kişilerin puanlarını iade etmek zorunda kalmıştı. Şimdi ise uzun zamandır duyumlarını aldığımız IELTS eş değerliliğini tamamen kaldıran açıklamasını duyurdu. Peki, ülkemizde yıllardır kabul edilen ve kullanılan bir sınav sisteminin bu kadar kısa sürede önceden açıklama yapılmadan, gerekçe gösterilmeden kaldırılması ne kadar doğru?   ÖSYM yabancı dil eşdeğerliklerini belirlemeye yetkili tek kurum olmanın gücü ile bu kadar büyük kararlar alabiliyor. Ancak kanundan aldığı bu güç sınırsız bir güç değildir. Daha önce yaratılan mağduriyetler nedeniyle açtığımız yüzlerce davada ihlal ettiği hukuk devletinin güvenilirliğini, öngörülebilirlik ilkesini ve belirlilik ilkesini yeniden – bir kez daha ihlal etmiştir.   Sınava aylardır hazırlanan ve kurslara giden binlerce kişi bu düzenleme ile mağdur edilmiştir. Binlerce kurs çalışanı ve öğretmen mağdur edilmiştir. Aynı zamanda ÖSYM, duyuru yaptığı günden 2 gün önce YDS başvuru tarihlerinin de bittiği bilemeyecek durumda değildir. Bu kadar insanın bilerek ve isteyerek mağdur edildiğini düşünmemek mümkün müdür?   ÖSYM ‘nin kanundan aldığı güç ile bu kadar keskin kararlar alması hukuk devletine aykırıdır. Her ne sebeple olursa olsun böyle bir karar alınacaksa önceden insanları bilgilendirmesi gerekmektedir. Belirlenen bir süre önceden bir duyuru yapıp insanları bilgilendirmek bu kadar zor değildir. Daha önce açılan davalar sonucu puanlarına tekrar kavuşan insanların mağduriyetlerini görmezden gelerek, yeniden böylesine bir mağduriyet yaşatılması daha kötü derecede sonuçlar doğuracaktır. Başta akademisyenler olmak üzere çok kişi mağdur edilmiştir. Yurtdışına IELTS puanı ile giden akademisyenlerin önü bu düzenleme ile büyük oranda kesilecektir. Yine yurtdışına gidip eğitimini tamamlayıp ülkemize dönen akademisyenlerinde IELTS puanı kabul edilmeyecek. Tüm dünyada kabul edilen IELTS sınav sistemi yerine gerçek bilgiyi ölçtüğü kanıtlanamayan çoktan seçmeli YDS ile yurtdışına gidip eğitimlere katılmak, eğitim vermek ne derece doğrudur tartışılması gerekir.   British Council ve IDP hakkında çıkan söylentilerin ise konuyu yakından bilen bir kişi olarak, sadece söylentiden ibaret olduğunu söyleyebilirim. Bu söylentilerin aslı astarı olmadığını ÖSYM yaptığı düzenleme ile zımni olarak kabul etmiştir. British Council ve IDP ‘nin güvenilirliğinden şüphe duyulduğu gerekçesi ile IELTS sınav eş değerliği kaldırılıyor ise neden sadece IELTS kaldırılmıştır? British Council sadece IELTS sınavını değil CEA, CPE gibi İngilizce sınav sistemlerine de sahiptir ve eş değerlikleri halen devam etmektedir.   Güvenilirliğinden şüphe duyulmanın ötesinde, ülkemizde “çalınan sorular” ve “iptal edilen sınavlar”ı hep beraber yaşadık ve gördük. Bu sınavların hiçbirisi kaldırılmamasına rağmen, IELTS de süreç çok daha farklı işletilmek istenmektedir.   IELTS sınavı ülkemizde sadece British Council ve IDP tarafından uygulanmaktadır. Sınav yapma yetkisi hiçbir kurum veya üniversitede yoktur. British Council ve IDP sınav merkezlerinde yer kiralama usulü ile kendi ekibi ile sınav yapmaktadır. Yine sınava giren kişiler sınav güvenilirliğinin ve denetimlerin ne derece yüksek olduğunu yakından bilmektedirler. Sınav sorularını hazırlayan Cambridge Üniversitesi ise tüm dünyada bilinen saygın bir üniversitedir.   YDS gibi çoktan seçmeli bir sınava mahkûm edilmek, alternatifsiz olarak tek bir sınava maruz kalmak son derece vahim bir durumdur. YDS, tekel konumda olan bir sınav haline getirilmek ve bir nevi “elek” sistemine mi dönüştürülmüştür? Hukuk devletine güvenen herkesin bu büyük mağduriyet karşısında güç birliği yaparak bu hukuksuzluğa dur demesi gerekmektedir. Duyurunun üzerinden 1 gün dahi geçmemiş olmamasına rağmen tarafımıza ulaşan çok sayıda kişi dava açmak istediğini iletmektedir. Hazırlıklarına başladığımız bu hukuksuz ve ani değişikliği yargıya taşıyacağız.   23 Temmuz tarihli IELTS eş değerlik düzenlemesinde yaşatılan mağduriyette Türkiye de yaşayan bir İngiliz’in ağzından çıkan, gözleri dolarak söylediği sözleri buradan paylaşarak sözlerime son vermek istiyorum. –          Kemal bey, benim anadilim İngilizce ve ben bir İngiliz’im. YDS sınavına defalarca girmeme rağmen yeterli puanı alamadım. IELTS de aldığım yeterli puan ise şimdi yok sayılıyor. Hata bende mi yoksa sınav sisteminde mi? Hata nerede?   

Av. Mustafa Kemal Batur www.batur.av.tr

İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

İdarenin sakat işlemi idari istikrar ve kazanılmış hak ilkesi gereği ancak dava açma süresinde geri alınabilir

T.C. DANIŞTAY 11. DAİRE E. 2008/5396 K. 2010/9432 T. 25.11.2010 İstemin Özeti : Ankara 16. İdare Mahkemesinin 26.10.2007 gün ve E:2006/460, K:2007/1190 sayılı kararının; davacı tarafından, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. Danıştay Tetkik Hakimi : Nigar Dilimen Düşüncesi : Dava, Şırnak Emniyet Müdürlüğ’nde polis memuru olarak görev yapmakta iken 18.8.1992 tarihinde terör örgütü ile çıkan çatışmada yaralanan davacı tarafından, aktif polislikyapamayacağı yönündeki sağlık kurulu raporunun incelenmesi sonucunda vazife malülü olduğuna ilişkin olarak verilen 22.9.2005 tarih ve 3019 sayılı Sandık Sağlık Kurulu Kararını iptal eden 21.9.2006 tarih ve 3076 sayılı Sandık Sağlık Kurulu Kararının iptali istemiyle açılmıştır. Olayda, davacının vazife malülü olduğu yönündeki kararın, mevzuat hükümlerinin yanlış yorumlandığından bahisle geri alındığı dikkate alındığında, idarenin açık hataya düştüğünden söz edilemeyeceği gibi, davacının vazife malülü sayılarak emekli edilmesi aşamasında gerçek dışı bir beyanının ve hilesinin olmadığı da açıktır. Bu durumda, idarenin sakat işlemini ancak dava açma süresi içinde geri alabileceği, dava açma süresi geçtikten sonra vazife malülü olduğu yönündeki kararın idari istikrar ve kazanılmış hak ilkesi gereği korunması gerektiği sonucuna varıldığından, söz konusu kararın, davacının emekliye sevk edildiği tarihten itibaren 10 ay geçtikten sonra iptal edilmesine ilişkin kararda ve bu kararın iptali istemiyle açılan davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı : Şenol Bolat Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir. Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesince işin gereği görüşüldü: KARAR : Dava, Şırnak Emniyet Müdürlüğ’nde polis memuru olarak görev yapmakta iken 18.8.1992 tarihinde terör örgütü ile çıkan çatışmada yaralanan davacı tarafından, aktif polislikyapamayacağı yönündeki sağlık kurulu raporunun incelenmesi sonucunda vazife malülü olduğuna ilişkin olarak verilen 22.9.2005 tarih ve 3019 sayılı Sandık Sağlık Kurulu Kararını iptal eden 21.9.2006 tarih ve 3076 sayılı Sandık Sağlık Kurulu Kararının iptali istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, Şırnak Emniyet Müdürlüğü emrinde görev yapmakta iken 18.8.1992 tarihinde terör örgütü mensupları ile çıkan çatışma sonucu yaralanan davacının, 5434 sayılı Kanun’un 44. maddesinde vazifesini yapamayacak duruma giren iştirakçilerin malül olacağının açıkça düzenlenmesi karşısında, tedavisinin yapıldığı tarihten bu yana 13 yılı aşkın bir süre görevini sürdürmesi nedeniyle görevini yapamayacak durumda olduğunun kabulüne imkan bulunmadığı, öte yandan idarenin açık hatası sonucu tesis ettiği işlemleri her zaman geri alabileceği dikkate alındığında, davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından; kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenip bozulması istenilmektedir. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 44. maddesinde ( Mülga:31.5.2006 -5510/106 md. ); her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar oldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere ( malül ) deneceği ve haklarında bu Kanunun malüllüğe ait hükümlerinin uygulanacağı kuralına yer verilmiştir. Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği’nin 16. maddesinde; Hastalık Branşlarının Sınıflandırılmasındaki ( C ) dilimi sağlık şartlarını taşıyanların birimlerin faal hizmetleri dışında kalan diğer hizmetlerinde çalıştırılabileceği, Emniyet Hizmetleri Sınıfında çalışan polis amirleri dışındaki personelden, sağlık kurulu raporuna göre Hastalık Branşlarının Sınıflandırılmasındaki ( C ) dilimi sağlık şartlarını kaybettikleri ve Hastalık Branşlarının Sınıflandırılmasındaki ( D ) dilimi sağlık şartlarını taşıdıklarına karar verilenlerin sağlık kurulu raporlarının, daire başkanlığının görüşü ile birlikte öncelikle hizmet sınıfı değişikliği gerekirse malüliyet yönünde işlemler yapılmak üzere Personel Daire Başkanlığına gönderileceği, 17. maddesinde ise; Emniyet Teşkilatında, bütün hizmet sınıflarında görev yapan personelden görevleri sırasında veya görevlerinden dolayı uğradıkları kaza veya saldırı sebebiyle ya da görevin sebep ve tesiri ile yaralanan veya sakat kalanlar ile meslek hastalığına yakalananlar ile Emniyet Teşkilatında bütün hizmet sınıflarında görev yapmakta iken fiili askerlik görevini ifa etmek üzere aylıksız izne ayrılanlardan askerlik hizmetini ifa ederken görevin sebep ve tesiri ile yaralanan veya sakat kalan personelin tedavilerinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 105. maddesi hükümlerine göre sağlanacağı, tedavi bitiminde son durumunu bildirir sağlık raporunun aldırılacağı, Daire Başkanlığınca sağlık kurulu raporlarının incelenerek tüm hizmet sınıfları için kişinin hastalığının hangi sağlık dilimine girdiğinin kararlaştırılacağı, Emniyet Hizmetleri Sınıfında bulunan personel için, psikiyatrik hastalıklarda Hastalık Branşlarının Sınıflandırılmasındaki ( B ) veya ( C ) diğer hastalıklarda ( B ), ( C ) veya ( D ) dilimi sağlık şartlarına sahip olanların idari polisliği, psikiyatrik hastalıklarda ( D ) diğer hastalıklarda ( E ) dilimi sağlık şartlarına sahip olanların ise görevlerini yapamayacağı, diğer hizmet sınıflarında bulunan personel için, Hastalık Branşlarının Sınflandırılmasındaki ( B ), ( C ) veya ( D ) dilimi sağlık şartlarına sahip olanların görevlerine devam edebileceği, ( E ) dilimi sağlık şartlarına sahip olanların ise görevlerini yapamayacağı şeklinde görüş belirtileceği ve gerekli işlemler yapılmak üzere Personel Daire Başkanlığına gönderileceği, Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce hakkında vazife malüllüğü kararı verilenlerden; Emniyet Hizmeti Sınıfında bulunan personelden; vazife malüllüğü ile birlikte idari polislik yapabileceğine karar verilen personelin talebi halinde Genel Müdür onayı ile idari polisliğe aktarılacağı, ( Psikiyatrik hastalıklarda Hastalık Branşlarının Sınflandırılmasındaki ( D ) dilimi sağlık şartlarını taşıyanlar idari polisliğe aktarılamaz. ), idari polisliğe aktarılan personelin bağlı olduğu birimin ilgili daire başkanlığının uygun görmesi halinde çalıştığı birimde, diğer hallerde personel daire başkanlığınca genel hizmet statüsünde çalıştırılacakları, idari polis olarak görev yapanların emeklilik talepleri halinde vazife malülü olarak emeklilikle ilgili işlemlerinin yapılacağı, vazife malüllüğüne karar verilenlerden; Hastalık Branşlarının Sınıflandırılmasındaki ( E ) dilimi sağlık şartlarına haiz olduğuna karar verilenler; Psikiyatrik hastalıklarda Hastalık Branşlarının Sınflandırılmasındaki ( D ) dilimi sağlık şartlarını taşıyanlar, idari polislik görevini talep etmeyenler hakkında vazife malülü olarak emeklilikle ilgili işlemlerinin yapılacağı kurala bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden; davacının, Şırnak Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmakta iken 18.8.1992 tarihinde teröristlerle çıkan silahlı çatışmada yaralandığı, “Ateşli silah yaralanması” tanılı ve “Aktif polislik yapamaz. İdari polislik yapabilir.” kararlı 28.6.2005 tarih ve 6529 sayılı Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu Raporunun Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Sağlık Kurulunca incelenerek 22.9.2005 tarih ve 3019 sayılı Sandık Sağlık Kurulu Kararı ile, “Arızasından vazife malülüdür, 1053 ile derecesi ( 6 ) altıdır, malüliyeti süreklidir, yaşamak için gerekli hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malül olmadığı, idari polislik yapabilir.” şeklinde karar verildiği, bu karara dayanarak Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 24.11.2005 tarihli yazısı ile davacının 15.11.2005 tarihinde mesleği ile ilişiği kesilerek emekliye sevk edildiğinin bildirilmesi üzerine , 15.12.2005 tarihinden itibaren 5434, 2330 ve 3713 sayılı Kanunlar uyarınca 6. derece vazife malüllüğü aylığının bağlandığı, ancak daha sonra Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Sağlık Kurulunun 22.9.2005 tarih ve 3019 sayılı kararının hatalı olduğunun fark edilmesi üzerine söz konusu sağlık kurulu raporu tekrar incelenerek Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Sağlık Kurulunun 21.9.2006 tarih ve 3076 sayılı Kararı ile “İlgilinin Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde düzenlenen 28.6.2005 tarihli ve 6529 sayılı Raporundaki hastalığı Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin hastalık branşları sınıflandırılmasındaki ( B ) dilimine girdiği görüldüğünden 5434 sayılı Kanun’un 44. maddesindeki “malül” tanımına uymadığı tespit edilmiştir. Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliğinin 17. maddesi ile kanuna aykırı bir düzenleme yapılamayacağından aynı yönetmeliğin 16. maddesi göz önüne alınarak; 22.9.2005 tarih ve 3019 sayılı kararın iptaline, 28.6.2005 tarih ve 6529 sayılı raporundaki rahatsızlığın 18.8.1992 tarihinde meydana gelen olaydan sonra oluşan rahatsızlığın devamı olduğuna, malül olmadığına” şeklinde karar verildiği, bunun üzerine davacının emekliye sevk onayı iptal edilerek 20.11.2006 tarihinde göreve başlatıldığı ve vazife malülü sayılması yönündeki 22.9.2005 tarih ve 3019 sayılı Sandık Sağlık Kurulu Kararını iptal eden 21.9.2006 tarih ve 3076 sayılı Sandık Sağlık Kurulu Kararının iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü, sakat bir idari işlemin; işlemi tesis eden makam tarafından geri alınıp alınamayacağı, alınabilecekse hangi koşullarda geri alınabileceğinin tespitine ilişkin bulunmaktadır.   Geri alma; sakat bir idari işlemin idarenin alacağı bir kararla hükümsüz hale getirilmesi, alındığı tarihten itibaren hukuk aleminden silinmesidir. Sakat bir idari işlem görevli yargı merciince iptal edilmedikçe veya idarece geri alınmadıkça hukuka uygun bir işlem gibi hüküm ve sonuçlarını doğururur. Menfaati ihlal edilmiş kişi bu işlemin iptalini 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda belirtilen dava açma süresi içinde isteyebilir. Dava açma süresi içinde iptali istenmeyen sakat idari işlemin geçerliliği, sürekli geçerliliğe dönüşür ve idari istikrar ilkesi gereği ilgili, idari işlemin doğuracağı sonuca katlanmak zorunda kalır. Hukuka uygun bir işlemin geri alınması mümkün değildir, ancak kanunda öngörülen koşullar var ise ileriye yönelik olarak kaldırılabilir. İdare hukuka aykırı işlemini belli şartlarda geri alınabilir. Bu nedenle, idarenin sakat bir idari işlemi hangi koşullarda ve sürede geri alabileceği hususunun irdelenmesi gerekmektedir.   Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve E:1968/8,K:1973/14 sayılı kararında; idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın hatalı ödediği meblağı her zaman geri alabileceği, bunun dışında kalan hallerde hatalı ödemelerin istirdadının hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere dava açma süresi içinde olanaklı olduğu ve bu süre geçtikten sonra istirdat edilemeyeceği belirtilmiş olup; anılan kararın gerekçesinde iyi niyet kuralı üzerinde de durularak idarenin sakat ve dolayısıyla hukuka aykırı işlemine, idare edilenlerin gerçek dışı beyanı veya hilesi neden olmuşsa ya da geri alınan idari işlem yok denilecek kadar sakatlık taşımakta ise, hatalı işlemde idare edilenin kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata bulunmaktaysa ve idareyi bu konuda haberdar etmemişse, memurun iyi niyetinden söz etmeye olanak bulunmadığı ve bu işlemlere dayanılarak yapılan ödemeler için süre düşünülemeyeceği, bu ödemelerin her zaman geri alınabileceği; ancak bunun dışındaki hatalı ödemeler için memurun iyi niyetinin istikrar ve kanunilik kadar önemli bir kural olduğu ve bu nedenle yukarıda belirtilen istisnalar dışındaki hatalı ödemelerin dava açma süresi içinde geri alınabileceği belirtilmiştir. Söz konusu İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı hatalı ödemelere ilişkin olmakla beraber getirdiği ilkelerin idari işlemlerin geri alınmasına dair genel ilkeler olduğu kuşkusuzdur. Dolayısıyla idare yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde süre aranmaksızın hatalı işlemini her zaman geri alabilecek, ancak bunun dışında kalan hallerde hatalı işlemini dava açma süresi içinde geri alabilecek, bu süre geçtikten sonra idari istikrar ve hukuki güvenlik ilkesi gereği geri alamayacaktır. Olayda, davacının vazife malülü olduğu yönündeki kararın, mevzuat hükümlerinin yanlış yorumlandığından bahisle geri alındığı dikkate alındığında, idarenin açık hataya düştüğünden söz edilemeyeceği gibi, davacının vazife malülü sayılarak emekli edilmesi aşamasında gerçek dışı bir beyanının ve hilesinin olmadığı da açıktır. Bu durumda, idarenin sakat işlemini ancak dava açma süresi içinde geri alabileceği, dava açma süresi geçtikten sonra vazife malülü olduğu yönündeki kararın idari istikrar ve kazanılmış hak ilkesi gereği korunması gerektiği sonucuna varıldığından, söz konusu kararın, davacının emekliye sevk edildiği tarihten itibaren 10 ay geçtikten sonra iptal edilmesine ilişkin kararda ve bu kararın iptali istemiyle açılan davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının bozulmasına, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Mahkemeye gönderilmesine, 25.11.2010 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.   KARŞI OY : 5434 sayılı Kanun’un 63. maddesinde vazife malüllüğü aylığı bağlananlardan adi malül oldukları bağlama tarihinden itibaren ( 3 ) yıl içinde anlaşılanların vazife malüllüğü aylıkları kesilip adi malüllük aylığı bağlanarak aradaki farkın geri alınacağı kurala bağlanmıştır. Hatalı idari işlemin geri alınması konusunda özel hüküm olduğunda kuşku bulunmayan bu Yasa maddesinin bu tür hatalı işlemlerin idarece en geç üç yıl içerisinde geri alınabileceğini ve üç yıl geçtikten sonra hiç bir şekilde hatalı işlemin geri alınamayacağını öngördüğü açıktır. Belirli bir konuda hatalı idari işlemin geri alınabileceği azami süre yasama organı tarafından özel hüküm sevk edilerek düzenlendikten sonra hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkelerine dayalı yargısal içtihatlarla benimsenen geri alma sürelerinin o konuda artık uygulanamayacağı kuşkusuzdur. Bu itibarla, yasama organı vazife malüllüğü aylığı bağlananlardan adi malül oldukları sonradan anlaşılanlar bakımından üç yıllık geri alma süresi öngördüğüne göre bu sürenin hiç bir şekilde malül olmadığı anlaşılanlar hakkında evleviyetle uygulanması gerektiğinden, vazife malüllüğü aylığı bağlandıktan sonra üç yıl geçmeden malül olmadığı anlaşılan davacı hakkında tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davanın reddine ilişkin Mahkeme kararının onanması gerektiği görüşüyle bozma yönünde verilen Daire kararına katılmıyorum.(Kazancı Bilgi Bankası)
İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

14. Dönem POMEM Mağduriyeti

 

                   Ülkemizde emniyet teşkilatında görev almak isteyen 4 yıllık üniversite mezunlarının sınavlarında başarılı olmaları koşulu ile eğitimlerini veren kurumun adıdır Polis Meslek Eğitim Merkezleri. (POMEM)

Geçtiğimiz yıl çok sayıda aday Polis Meslek Eğitim Merkezi Müdürlükleri Başvuru Şartlarını taşıyan, Başvuruda İstenen Belgeleri eksiksiz teslim eden ve Müracaat Kabul İşlemlerini tamamlayıp 13. Dönem mülakatlarına alındılar. Başarılı olan bay ve bayan toplam 3170 kişi POMEM kapsamında eğitime alındı. Bu kişiler kısa süreli eğitimin ardından ülkemiz emniyet teşkilatında yer alacaklar.Aynı sınav ve mülakatlara giren ve başarılı olan ikinci bir 3170 kişi için ise Emniyet Genel Müdürlüğü o tarihte bir duyuru yayınladı; (320.) erkek yedek ile (3170.) erkek aday dahil ve (9.) bayan yedek ile (130.) bayan yedek aday dahil yedek adayların planlamaları okulların kapasiteleri göz önünde bulundurularak belirlenen kontenjan miktarı doğrultusunda 14. Dönem polis meslek eğitimi için yapılacaktır”

                  Emniyet Genel Müdürlüğü’nün resmi internet sitesinden yapılan bu duyuruya göre kişiler 14. Dönem için hak kazanmışlardır. EGM, zaman zaman yine resmi internet sitesinden duyurular yapmış ve kazanan bu adayların beklemelerini, gerekli tarih ve süreç açıklandığında POMEM eğitimlerine başlanacağı duyurulmuştur.

Bu süreçte askerde olan erkek adaylar EGM’nün talepleri üzerine askerden terhis edilmiş, askere gitmek isteyen adaylar ise sistemde Polis olarak göründükleri için askere alınmamışlardır. Diğer yandan kişiler yeni iş arayışına girmemiş, hayat planlarını EGM ’nün duyurusuna göre planlamış ve sabırsızlıkla POMEM girişlerini beklemişlerdir. Aradan geçen 7 ay süre sonunda EGM 29.04.2014 tarihinde hiçbir gerekçe olmaksızın “planlamanın geri çekildiğini” ilan eden bir duyuru daha yayınlamıştır. “31/10/2013 tarihli Genel Müdürlük Makam Onayına istinaden, 13. dönem kontenjanına ek olarak 14. dönem polis meslek eğitimleri için yapılan yedek planlaması geri çekilmiş olup, 13. dönem yedeklerinin adaylık statüleri ilgili mevzuat gereği sonlandırılmıştır. 13. dönem yedeklerinin 14. dönemle ilgili planlaması yapılmayacaktır”

                  Ülkemizin Emniyet Teşkilatında görev yapmak isteyen ve gerekli tüm şartları sağlayan, zorlu şartları ve mülakatları başarı ile geçen yüzlerce üniversite mezunu önceden haber ve bilgi dahi verilmeden aylarca bekletildikten sonra bir anda mağdur edilmiştir. Hukuk devletinin en önemli ilkeleri olan, belirlilik, öngörülebilirlik ve idareye güven ilkelerinin ihlal edildiği bu düzenlemeyi bir de hukuki boyutu ile ele alalım. İdari işlemlerin geri alınması, idari işlemlerin ileriye yönelik sona erdirilme biçimidir.

                  İdari işlemin geri alınması işlemi ancak ileriye yönelik olarak ortadan kaldırır. İdari işlem geri alındığı zamana kadar uygulanmakta ve nihayet bireyler lehine haklar doğması söz konusu olabilmektedir. Bu durumda geri alınan idari işlem geri alma anına kadar geçerlidir. Hukuk düzeni içerisinde geçerli olan ve geri alma işlemine kadar yürürlükte bulunan bir idari işleme dayanılarak bireyler lehine doğmuş olan hakların korunup korunamayacağı önemli bir sorun teşkil etmektedir. Gerek öğretideki tanımlardan ve gerekse yargı içtihatlarında yer verilen tanımlardan hareketle kazanılmış hak: “bir hukuki işleme dayanarak kazanılmış olan ve bu suretle kişisel öznel sonuçlar doğurarak subjektif ve öznel bir hak halini alan, daha sonra meydana gelebilecek hukuki düzenleme değişikliklerinden etkilenmeyen, hukuk güvenliği ilkesi nazarında korunması gereken ve nihayet hukuk düzeni içerisinde yasalar ve üçüncü kişiler nazarında herkese karşı yöneltilebilen hak olarak ” tanımlamak mümkündür.

                  Geri alma, geri almaya sebep olan idari işlemin etkilerini geçmişe dönük olarak ortadan kaldırması durumu hukuk güvenliği ve idari istikrar ilkesini yakından ilgilendirmektedir. Yine öğretide ki görüşlere göre işlem hak doğuran bir işlem ise ve bu işlemi idare daha sonra geri almak istiyor ise iptal davası süresi içinde geri almalıdır. Diğer bir deyiş ile 60 günlük dava süresi geçtikten sonra yapılacak geri alma işlemleri hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşmayacaktır. 03.07.1989 tarihli, 1988/5 E., 1989/3 K. sayılı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararına göre, “Kanunların geriye yürümezliği ilkesi, bir hukuki işlem veya eylemin, bir hukuki ilişkinin vuku bulduğu ya da meydana geldiği dönemdeki kanunun hükümlerine tabi kalmaya devam edeceğini ifade eder. Sonradan çıkan kanun, kural olarak yürürlüğünden önceki olaylara ve ilişkilere uygulanmaz”. Yeni yürürlüğe giren kanunlar için kabul edilen geriye yürümezlik esası, idare hukuku alanında da “idari işlemlerin geriye yürümezliği” ilkesi olarak kabul görmektedir. Böylece, kazanılmış hakları, mevcut durumu korumak ve hukuki ilişkilerde istikrarı sağlamak gerekliliğinden doğan bir sosyal hayat kuralı olarak, “idari işlemlerin geriye yürümezliği” ilkesi idare hukuku alanında benimsenmiştir.

                  Tüm açıklamalarımız ve çalışmalarımız çerçevesinde POMEM de yapılanların hukuka ve hukuk devletinin ilkelerine ters düştüğü açıktır. Anayasa Madde 2′ye göre Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve hukuk devletinde hukuki güvenlik vazgeçilemez bir şarttır. Söz konusu işlem ile çok sayıda kişi bir anda mağdur edilmiştir. Bu mağduriyet “ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK, BELİRLİLİK ve İDAREYE GÜVEN” ilkelerinin de ihlali demektir. Bu ihlale karşı işlemden etkilenen kişilerin yasal yollara başvuracağı ve yasalar çerçevesinde hukuk devleti ilkelerine göre karar verileceği büyük bir gerçektir.

Av. Mustafa Kemal Batur www.batur.av.tr

İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

Milli Eğitim Bakanlığı ve Resen Atama Mağduriyeti

Ülkemizde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak görev yapan öğretmenlerden 06/05/2010 tarihinden sonra göreve başlayanlar zorunlu hizmete tabi tutulmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 27. maddesi şöyledir: MADDE 27 – (1) Türkiye üç hizmet bölgesine ve altı hizmet alanına ayrılmıştır. Bunlardan 4, 5 ve 6 ncı hizmet alanları öğretmenlerin zorunlu çalışma yükümlülüklerini yerine getirecekleri hizmet alanlarıdır. (2) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden sonra Bakanlık öğretmen kadrolarında göreve başlayanlar; a) Üçüncü hizmet bölgesi içindeki illerin 4 üncü hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 5 yıl, 5 inci hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 4 yıl, 6 ncı hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 3 yıl, b) İkinci hizmet bölgesi içindeki illerin 4 üncü hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 6 yıl, 5 inci hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 5 yıl, 6 ncı hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 4 yıl, c) Birinci hizmet bölgesi içindeki illerin 4 üncü hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 7 yıl, 5 inci hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 6 yıl, 6 ncı hizmet alanındaki eğitim kurumlarında en az 5 yıl çalışmakla yükümlüdürler. Yine aynı yönetmeliğin 25. Maddesinin 6. fıkrasına göre il içinde yer değişikliği yapmak isteyen zorunlu hizmet yükümlüsü öğretmenler zorunlu hizmet alanı içerisinde olan okullara geçiş yapabilecektirler. Yönetmeliğin ilgili maddesi buna olanak vermektedir. Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 25. Maddesinin 6. Fıkrası şöyledir: Madde 25 – (6) İl içi ve iller arası isteğe bağlı yer değiştirme isteğinde bulunacak öğretmenler, istemeleri halinde zorunlu çalışma yükümlülüğü öngörülen hizmet alanlarındaki eğitim kurumlarına da atanmak üzere başvuruda bulunabilirler. Ancak zorunlu çalışma yükümlülüğüne tabi öğretmenler, zorunlu çalışma yükümlülüğü öngörülmeyen hizmet alanlarındaki eğitim kurumlarına atanmak için başvuruda bulunamazlar. Milli eğitim Bakanlığı yönetmelikte bahsedilen tüm bu kurallara rağmen il içinde zorunlu hizmet alanı olan okullara geçiş başvurusu yapan öğretmelere bakanlık emri ile olumsuz cevap vermiştir. Temmuz ayı içerisinde ise il içi zorunlu hizmet okullarına tercih şansıda tanınmadığı için birçok öğretmen yönetmeliğe aykırı davranan Milli Eğitim Bakanlığının kararları nedeniyle farklı şehirlere resen atanmışlardır. Hukuk devletlerinde idare hukuka uygun davranmak zorundadır. Hukuk devletinin en büyük özelliği bireylerin kendilerine uygulanacak kuralları önceden bilmeleridir. Yönetmelikte bahsedilen kural ile idarenin yaptığı işlem bireyler aleyhine hak kayıpları doğurmamalıdır. Oysa burada binlerce öğretmen hiçbir gerekçede yokken idarenin hatalı/keyfi işlemi nedeniyle resen farklı illere gönderilmiştir. Kişiler biranda büyük bir mağduriyetle başbaşa bırakılmıştır. Önceden hiçbir hazırlığı ve planı olmayan birçok öğretmenimiz il dışı yer değiştirme nedeniyle eşinden/çocuğundan ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu hatalı/keyfi işlemine yönelik tarafımıza çok sayıda öğretmen ulaşmıştır. Hukuk ofisimiz olarak gerekli çalışmalara başlamış bulunmaktayız. Gerekli çalışma ve araştırmaların ardından tarafımıza ulaşan tüm müvekkillerimiz adına davalar açılmaya başlanacaktır. Davalar sonucu maddi ve manevi kayıp yaşayan müvekkillerimizin doğan bu zararlar sonucu tazminat hakları da saklı tutulmaktadır. Av. Mustafa Kemal Batur www.batur.av.tr
İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

Gelişim Üniversitesi – Vakıf Üniversiteleri (Özel Üniversite) Öğretim Görevlisi Tazminat Davası Görevli Yetkili Mahkeme

  Ülkemizde kurulu olan vakıf üniversitelerinin araştırma görevlisi, öğretim görevlisi, öğretim üyesi, yardımcı doçent, doçent, profesor gibi çalışanları ile yaşadığı iş sözleşmesine dayalı aykırılıklarda görevli ve yetkili mahkemenin neresi olduğu hususuna açıklık getiren oldukça güzel kaleme alınmış bir karar örneği.   Görülen dava, mülakat ve sınavları kazandığı halde işe alınmayan, sözleşmesi yapılmayan öğretim görevlisi ve öğretim üyelerinin tazminat haklarının talebine dair bir davadır.         T.C. İSTANBUL 3. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : GÖREVLİLİK KARARI Davacı ………………………. vekili AV. MUSTAFA KEMAL BATUR tarafından tazminat istemiyle İSTANBUL GELİŞİM ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜ ‘ne karşı açılan davada, davalı idarece görev itirazında bulunulduğundan dosya incelenerek itirazın gereği düşünüldü: Anayasanın 130. maddesinin birinci fıkrasında, kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip üniversitelerin Devlet tarafından kanunla kurulacağı belirtildikten sonra, 2. fıkrasında, kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabileceğine ilişkin ayrık bir hüküm konulmuştur. Gerçek kişiler ve Devlet’ten başka tüzel kişilere yükseköğretim kurumu kurma olanaksızlığının istisnası olan Vakıflara tanınmış bu ayrıklık; anılan maddenin 10. fıkrasında ” Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumlarının, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim kurumları için Anayasa’da belirtilen hükümlere tabidir.” kuralına bağlıdır. Anayasa Mahkemesinin E:1990/2, K:1990/10 sayılı kararında, Anayasadaki bu konuya ilişkin hükümler şöyle açıklanmaktadır; Maddenin birinci fıkrasında sayılan amaçlar ile yasayla kurulma, kamu tüzel kişiliğine ve bilimsel özerkliğe sahip olma, üniversitelerin ülke sathına dengeli bir biçimde yayılmasının gözetilmesi kuralları ve üniversite elemanlarının serbestçe her türlü bilimsel araştırma ve yayında bulunabilmeleri ve bunun sınırı, üniversite yönetim ve denetim organlarının ve öğretim elemanlarının Yükseköğretim Kurulunun veya üniversitelerin yetkili organlarının dışında kalan makamlarca her ne surette olursa olsun görevlerinden uzaklaştırılamayacaklarına ilişkin güvence ile yükseköğretim kurumlarının örgütlenmeleri ve işleyişleri ile ilgili olarak maddenin dokuzuncu fıkrasında sayılan konuların da yasayla düzenlenmesi zorunluluğu olarak gösterilmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu ilkelerin, ister Devlet, isterse vakıflar tarafından kurulsun, tüm yükseköğretim kurumlarına yönelik olduğunu, eğitim ve öğretimin her türlü dış etkiden uzak, bilimin gerektirdiği yansız ve baskısız bir ortam içinde yapılmasını sağlayacak biçimde düzenlendiğini belirtmiştir.   2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa 2880 sayılı Kanun ile eklenen ve vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumları ile ilgili düzenlemeler getiren Ek Madde 2’de, vakıfların, kazanç amacına yönelik olmamak koşuluyla ve mali ve idari hususlar dışında akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu kanunda gösterilen usul ve esaslara uymak kaydıyla yükseköğretim kurumları veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını kurabilecekleri belirtilmiş, Ek Madde 5’de, vakıf mütevelli heyetinin, yükseköğretim kurumunda görevlendirilecek yöneticiler ve öğretim elemanları ile  diğer personelin sözleşmelerini yapacağı, atamalarını ve görevden alınmalarını onaylayacağı, aynı Yasadaki Ek Madde 8’de ise, vakıflarca kurulacak yükseköğretim kurumlarındaki akademik organların, Devlet Yükseköğretim kurumlarındaki akademik organlar gibi düzenleneceği ve onların görevlerini yerine getireceği, öğretim elemanlarının niteliklerinin Devlet Yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanlarının nitelikleri ile aynı olacağı kuralı yer almıştır. Davalı Gelişim Üniversitesi de anılan mevzuat hükümleri çerçevesinde 2809 sayılı Yükseköğretim Teşkilatı Hakkındaki Yasaya 5839 sayılı Yasa ile eklenen Ek 110. madde ile vakıf yükseköğretim kurumlarına ilişkin hükümlere tabi olmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip olarak kurulmuştur. İdari rejime dayalı olarak düzenlenmiş bulunan Türkiye’nin yönetim yapısında, kamu tüzel kişiliği idari yargının görev alanının belirlenmesinde kullanılan ölçütlerden birisidir. Kamu tüzel kişilerinin kuruluş amacı kamu yararı; faaliyet konuları ise kamu hizmetidir. Dolayısıyla özel hukuk tüzel kişilerine nazaran üstün ve ayrıcalıklı kamu gücüne sahiptirler ve tek taraflı işlemlerle yeni hukuki durum yaratabilirler. Bu nedenle de personeli kamu hukukuna tabidir. Kanunla kurulma ve kamu tüzel kişiliğine sahip olmanın yanısıra “Bilimsel Özerklik” de Devlet üniversitelerinin yanısıra vakıf üniversitelerinin de tabi olduğu Anayasal ilkelerden birisidir. Üniversitelerde bilimsel özerklik ilkesi benimsenirken güdülen amaç, yükseköğretimin çeşitli siyasal çevre ve baskı grupları ile düşünce kümelerinin etkisinin dışında tutarak, bilimsel amaç, hedefler ve gereksinimlerine bağlı olmalarını sağlamaktır. Bu nedenle de, bilimsel faaliyetin asli unsurları olan yükseköğretim elemanlarının, görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri gibi özlük haklarının kanunla düzenleneceği konusunda anayasal teminat altına alınmıştır. Kamu tüzel kişiliğine ve ayrıcalıklı kamu gücüne sahip olan davalı vakıf üniversitesinin, kamu hizmeti görmek amacıyla, davacı araştırma görevlisi ile aralarında yaptığı sözleşme, kamu hukukuna tabi idari hizmet sözleşmesi niteliğindedir. Aksi düşünce, hem “Bilimsel Özerkliğin” sağlanması yolundaki Anayasal hedefe, hem de öğretim elemanlarının “güvenliği” konusunun, 2547 sayılı Yükseköğretim Yasasına tabi olduğu yolundaki anılan yasal düzenlemelere aykırı düşecektir. Bu durumda, davacının iş akdinin yapılmaması idari işlem niteliğinde olduğundan ve bu nedenle uğradığı kayıpların karşılanması amacıyla istediği maddi ve manevi tazminat isteminin idari yargı mercilerince incelenmesi gerektiği sonucuna varıldığından davalı tarafın görev itirazı yerinde bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle davalı idarenin görev itirazının reddine, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun uyarınca kararın taraflara tebliğine, 15/01/2015 tarihinde karar verildi.   HAKİM ÖMER AKAGÜNDÜZ 167803
İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

OSYM Yabanci Dil Yürütme Durdurma Kararı

OSYM ve Yabancı Dil Davası Yürütme Durdurma Kararı – Ankara idare Mahkekemesi  

Download (PDF, 92KB)

İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

Bilgi Teknolojileri Kurumu ve Sabit Telefon Hizmeti ( STH ) Lisanslarının İptali

Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) büyük bir karara imza atarak sermayesi 1.000.000TL nin altında kalan kendisi tarafından yetkilendirilmiş (lisans verilmiş) şirketlerin STH lisanslarını iptal ettiğini duyurdu. BTK’nin yüzlerce firma yanında binlerce de şirket müşterisini zor duruma koyduğu bu karar karşısında tarafımıza ulaşan şirketler ile görüşmelerimiz sürmektedir. Yaşatılan mağduriyetin maddi ve manevi boyutu hesap edildiğinde olayın boyutu çok daha iyi anlaşılacaktır. Verilmiş hakkın tek taraflı olarak alındığı ve büyük şirketlerin alınan bu karar ile daha da büyümesinin önü açıldığı düşünülmektedir. Bu sıkıntılı ve hukuki olmadığını düşündüğümüz karara karşı gerekli her türlü yasal çalışmaya (dava hazırlığı ve mahkeme süreci) başlamış bulunmaktayız.  
İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

POMEM Sağlık Şartları Nedeniyle Yapılan İlişik Kesmeler

Emniyet Genel Müdürlüğü Polis Meslek Eğitim Merkezlerini kazanan ancak eğitim gördüğü sırada alınan yeni hastane raporları sonucu ilişikleri kesilen bir çok aday olmuştur.

Adayların büyük bir kısmı için alınan raporlarda ve uygulanan usulü işlemlerde eksiklikler/hatalar olabilmektedir. Emniyet Teşkilatı Sağlık Şartları Yönetmeliği ‘nde geçen konularda zaman zaman hatalı yorumlanabilmektedir.

Açılacak davalar sonucu gerekli görülmesi durumunda yeni hastane raporları, hakem hastaneye sevk gibi yollar uygulanmaktadır. Eğitimin ilk haftası alınan raporlarda POMEM ADAYI OLUR rapor alındıktan sonra alınan olumsuz POMEM ADAYI OLAMAZ raporları sonucu üçüncü bir hastaneden yeni rapor alınması da gereklidir.

Tüm bu durumlarda müvekkillerimize en iyi şekilde hukuki destek sağlamakta ve gerekli yasal süreci idari mahkemeler nezdinde takip etmekteyiz.

0212 9777652

İdari Yargı
By Av. Mustafa Kemal Batur / 17 Ocak 2016

Milli Eğitim Bakanlığı Aleyhine Açılan Resen Atama Davası İptal Kararı

Milli Eğitim Bakanlığı Resen Atama kararına dair idare mahkemesinden alınan iptal kararı.     T.C. ERZURUM 1. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : 2014/ KARAR NO : 2015/ DAVACI : VEKİLİ : AV. MUSTAFA KEMAL BATUR Maslak Beybi Giz Plaza Kat 15 – Şişli/İSTANBUL DAVALI : MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI – ANKARA VEKİLİ : AV.ÇİĞDEM BARAN (Aynı yerde) DAVANIN ÖZETİ : Samsun ili, ………………………..nda öğretmen olarak görev yapmakta iken ………2014 tarih ve …………….. sayılı işlem ile Erzurum ili, …………………………’na öğretmen olarak naklen atanan davacı tarafından, idarece bu atama döneminde ataması yapılanlardan halen görevinden ayrılmamış olanlara ek atama hakkı tanınırken, 15 günlük mehil süresi içinde görevinden ayrılan kendisine başvuru hakkı verilmemesi sonucunu doğuran davalı idare işleminin, re’sen yapılan atama işlemine bağlı olarak Kanunda öngörülen 15 günlük mehil müddeti içerisinde ilişiğini keserek Erzurum ilinde görevine başlaması nedeniyle kendisi cezalandırılırken buna karşılık henüz görevinden ayrılmamış olanlara atama hakkı verilerek eşitlik ilkesine aykırı davranıldığı iddiasıyla iptali istenilmektedir. SAVUNMANIN ÖZETİ : Dava konusu işlemin Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama Ve Yer Değiştirme Yönetmeliği hükümleri uyarınca hukuka ve mevzuata uygun olarak tesis edildiği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Erzurum 1. İdare Mahkemesi’nce işin gereği görüşüldü: Dava, Samsun ili, …………………………..’nda öğretmen olarak görev yapmakta iken …………….2014 tarih ve ………………… sayılı işlem ile Erzurum ili, ……………………….na öğretmen olarak naklen atanan davacı tarafından, idarece bu atama döneminde ataması yapılanlardan halen görevinden ayrılmamış olanlara ek atama hakkı tanınırken, 15 günlük mehil süresi içinde görevinden ayrılan kendisine başvuru hakkı verilmemesi sonucunu doğuran davalı idare işleminin iptali istemiyle açılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmenlerinin Atama Ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin; “Zorunlu çalışma yükümlülüğü” başlıklı 24. maddesinden; “(1) Bakanlık kadrolarına 11/6/2000 tarihinden sonra öğretmen olarak atananlar; a) Üçüncü Hizmet Bölgesi içindeki illerde en az üç yıl, b) İkinci Hizmet Bölgesi içindeki illerde en az dört yıl, c) Birinci Hizmet Bölgesine dâhil illerin (D) ve (E) sınıfı ilçelerinde en az beş yıl veya her üç bölgede toplam dört yıl çalışmakla yükümlüdürler.” hükmüne, aynı yönetmeliğin “Zorunlu çalışma yükümlülüğüne bağlı yer değiştirmeler” başlıklı 25. maddesinde de; “…(3) Zorunlu çalışma yükümlüsü öğretmenlerden Birinci Hizmet Bölgesi illerinde görevli olanlar, zorunlu çalışma yükümlülüklerini yerine getirmek üzere zorunlu çalışma yükümlülüğü öngörülen il veya ilçelerdeki eğitim kurumlarına atanmak üzere yer değişikliği istememeleri hâlinde atamaları zorunlu çalışma yükümlülüğü kapsamındaki illere/ilçelere Bakanlıkça yapılır.” hükmüne yer verilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden; Samsun ili, ……………………………..’nda öğretmen olarak görev yapan davacının, 2014 yılında Zorunlu Hizmet Yükümlüsü Öğretmenlere İlişkin Ek Atama T.C. ERZURUM 1. İDARE MAHKEMESİ ESAS NO : 2014/ KARAR NO : 2015/ kapsamında 14.08.2014 tarihinde re’sen Erzurum ili, ………………………….’na öğretmen olarak naklen atandığı, ……………………2014 tarihinde Samsun ilindeki görevinden ayrılarak atandığı Erzurum İli ……………………………………’nda göreve başladığı, daha sonra ise Eylül 2014 Döneminde Öğretmenlerin İller Arası İsteğe Bağlı Yer Değiştirme Atamaları yapılacağı ilan edildiği ve bu atama döneminde davacının da atamasının yapıldığı 2014 yılında Zorunlu Hizmet Yükümlüsü Öğretmenlere İlişkin Ek Atama sonucunda ataması yapılanlardan henüz görev yerlerinden ayrılmamış olanlarında başvuru yapmasına olanak tanındığı, davacının ise Eylül 2014 tarihi itibariyle Samsun ilindeki görevinden ayrılmış olması nedeniyle başvuru yapma olanağının tanınmaması üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 1982 Anayasası’nın 10. maddesinin son fıkrası hükmünde yer alan “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır” ibaresi, devlet erki tarafından yürütülen tüm işlem ve kuralların herkesin bağlı bulunduğu ortak hukuk sisteminde bireylere eşit şekilde uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Bu durumda, Samsun ili, ……………………………………..’nda öğretmen olarak görev yapan davacının yukarıda değinilen yönetmelik hükümlerinde belirtilen zorunlu hizmet yükümlülüğü kapsamında başka bir ile atanması gerektiği açık olmakla birlikte, olayda davacının 2014 yılında Zorunlu Hizmet Yükümlüsü Öğretmenlere İlişkin Ek Atama kapsamında …………….2014 tarihinde re’sen Erzurum ili, ……………………………’na öğretmen olarak naklen atandığı, bu atamalardan hemen sonra gerçekleşen Eylül 2014 Döneminde Öğretmenlerin İller Arası İsteğe Bağlı Yer Değiştirme Atamalarında ise 2014 yılında Zorunlu Hizmet Yükümlüsü Öğretmenlere İlişkin Ek Atama sonucunda ataması yapılanlardan sadece görev yerlerinden ayrılmamış olanlara başvuru yapma olanağı tanındığı, bu durumun ise Anasaya’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesine aykırı olduğu, 14.08.2014 tarihinde Erzurum ili, …………………………..’na öğretmen olarak atanması yapılması üzerine kanuni süresi içinde Samsun’daki eski görevinden ayrılarak Erzurum’daki yeni görevine başlayan davacının bu hareketinden dolayı henüz eski görevinden ayrılmayanlara göre bir nevi cezalandırıldığı ve re’sen yapılan atama işleminin bu haliyle hakkaniyete aykırı bir sonuç ortaya çıkardığı kanaatine varıldığından dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemin iptaline, aşağıda dökümü yapılan 217,40 TL yargılama gideri ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca belirlenen 750,00.-TL. vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, kararın kesinleşmesinden sonra artan posta ücretinin davacıya iadesine, kararın tebliğini izleyen günden itibaren (30) gün içerisinde Danıştay Başkanlığı nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, ………..2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. BAŞKAN KEMALEDDİN ÖZDEMİR 107239 ÜYE SELMA ÇİL 101495 ÜYE MUSTAFA UZUN 101772 YARGILAMA GİDERLERİ:   AVUKAT MUSTAFA KEMAL BATUR www.batur.av.tr